65 yılda nereden nereye?

Küçük ayaklarıyla insanların hayatına büyük bir kültürel iz bırakan oyuncak bebek Barbie, 65 yaşına girdi. Ruth Handler adlı girişimcinin, kızı Barbara’dan esinlenerek 1959’da yarattığı Barbie, ilk piyasaya sürüldüğünde ince uzun vücudu, sapsarı saçları ve mavi gözleriyle bir güzellik algısı yarattı. Barbie bebekle oynayan kızların hafızalarına kazınan güzellik standardı dayatması, zamanla eleştirilerin hedefine yerleşince Barbie’leri üreten Mattel markası, şapkayı önüne koydu ve “Değişim zamanı” dedi.

Tek tip görünümden çeşitliliğe doğru evrilen kültür dünyasının rüzgarından Barbie’nin etkilenmesi kaçınılmazdı. Barbie ile oynayan çocukların zihninde güzel olmak için sarışın, mavi gözlü, ince belli olmak gerektiği algısını yerleştirdiği için eleştirilen oyuncak şirketi, tek tip güzellik dayatması eleştirilerine hak verdi. Ya da hak vermek zorunda kaldı diyebiliriz.

35 FARKLI CİLT TONU

Sarı saç, mavi göz ve ince uzun vücut görünümü, yerini 35 farklı cilt tonuna, 97 farklı saç tarzına ve 9 farklı beden şekline bıraktı. Tekerlekli sandalyeli Barbie’den Down Syndrome’lu Barbie’ye, Vitiligo’lu Barbie’den büyük beden Barbie’ye kadar çeşitlilik arttı.

Barbie’yi üreten şirketin yöneticilerinden Lisa McKnight, “Barbie eskiden güzelliğin daha tekil ve daha tek boyutlu yansımasıydı. Bugün, çok sayıda Barbie var ve markayla ilgili birçok görüşümüz var” diyerek dönüşüme vurgu yaptı.

65. YILA ÖZEL BEBEKLER

Oyuncak bebeğin Filipinli baş tasarımcı Carlyle Nuera da 65. yıl dönümü bebekleri olarak Barbie’nin kedi gözü güneş gözlüğü eşliğinde siyah beyaz elbiseli halini tasarladı. Ancak tasarımcı bu defa da kapsayıcılık ve çeşitlilik gerçeğini göz ardı edemezdi. Dolayısıyla klasik sarı saçlı, beyaz tenli oyuncak bebeğin yanı sıra örgülü kıvırcık saçlı, siyah oyuncak bebek versiyonunu da tasarladı.

SİNEMADA KENDİ KENDİNİ ELEŞTİRDİ

Barbie, güzellik dünyasına çocukluktan itibaren etki etmesiyle, içine girdiği dönüşümle aslında kendi tarihini yazdı. Tüm bunların sinema perdesinde kendine yer bulmasını beklememek de olanaksızdı. Nitekim ünlü yönetmen Greta Gerwig, eşi Noah Baumbach ile birlikte senaryosunu yazdığı ve yönetmen koltuğuna oturduğu ‘Barbie’ filmiyle, oyuncak bebek dünyası üzerinden kadına, kadının güzelliğine, kadın ve erkeğin toplumsal rollerine göz attı.

Uyum sağlayabileceği bir dünya bulma umuduyla yolculuğa çıkan bir kadının hikayesini konu edinen filmde sarışın, mavi gözlü Barbie’ye Margot Robbie hayat verdi. Gösterimde olduğu dönemde çok seyredilen, adeta pembe akımı başlatan filmde, yaşadığı dünyanın ‘mükemmel kadın’ imajına uzak olduğunu fark eden Barbie, yaşadığı fantastik dünyadan dışlanıyor ve kimsenin iletişim kurmak istemediği biri halini alıyor. Uyum sağlayabileceği bir dünya bulma umuduyla bizim yaşadığımız gerçek dünyaya bir yolculuğa çıkıyor. Bu yeni dünyada, onu kendi evinde dışlanmış kılan farklılıkları, onu özel kılan avantajlara dönüşüyor.

REKLAMINI YAPMAYA DEVAM ETTİ

Filmde Barbie, kız çocuklarına ilham vermediğini, kendisini yaratan Mattel’in yönetici kadrosunda bile tek bir kadın olmadığını tatsız tecrübelerle öğreniyor. Film, kadınlara ve erkeklere biçilen toplumsal rolleri acımasızca iğnelerken, bunun Mattel tarafından desteklenen bir stüdyo filmi olduğunu da unutmamak gerekiyor. Hatta 1.5 milyar dolara yakın hasılat elde eden filmi, firmanın devasa bir reklam kampanyası olarak da görmek yanlış olmaz. Ataerkillik eleştirisi alkışı hak ediyor olsa da filmde Barbie markasının değişiminin, öne sürdüğü sözde feminist fikirlerin sınırları aşmayacak şekilde eleştirildiğini de unutmamak gerekiyor.

Oyuncak bebek tasarımlarının kapsayıcılığa ve çeşitliliğe doğru değişimini de, filmde Barbie’nin kendisini iğnelemesini de büyük bir sistem eleştirisi olarak görmek, bir yanılgıdan ibaret olabilir.

Bir Cevap Yazın