Türkiye’nin en güvenilir sivil toplum kuruluşlarından biri olarak kabul edilen Ahbap Derneği ve kurucu başkanı Haluk Levent, son günlerde soruşturma kapsamında ifadesi alınan şüphelilerin fotoğraflarının basına yansımasıyla yeniden gündemin merkezine oturdu.
Sivil toplum kuruluşlarının (STK) toplumsal kriz anlarındaki rolü yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle 6 Şubat depremleri sonrası devasa bir koordinasyon ve yardım ağı kuran Ahbap, hem büyük bir takdir toplamış hem de çeşitli çevrelerin eleştiri oklarına hedef olmuştur. Son ortaya çıkan iddialar ve soruşturma dosyasına ait olduğu öne sürülen fotoğraflar, konunun hukuki boyutunun ötesinde ciddi bir algı yönetimini de beraberinde getirmektedir.
Soruşturma Süreci ve Şeffaflık İlkesi
Bir dernek veya vakıf hakkında soruşturma yürütülmesi, hukuk devletinin doğal bir sonucudur. Kamu yararına çalışan kuruluşların denetlenmesi, mali kayıtlarının incelenmesi ve şikayetlerin değerlendirilmesi kurumun meşruiyetini korur. Ancak, Ahbap Derneği özelinde yürütülen bu süreçte dikkat çekici olan nokta, gizlilik kararı bulunması gereken belgelerin veya ifade sürecindeki kişilerin fotoğraflarının sızdırılmasıdır.
Bu durum, akıllara şu soruyu getirmektedir: Bu sızıntılar adaletin tecellisi için mi, yoksa kamuoyunda belirli bir imajı zedelemek için mi yapılıyor? Haluk Levent, sürecin başından beri tüm denetimlere açık olduklarını ve hesap verebilirlik ilkesinden ödün vermediklerini defalarca dile getirmiştir. Dolayısıyla, yargı sürecinin medya üzerinden yürütülmesi, en başta hukukun temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesini zedelemektedir.
Medya Etiği ve “Şüpheli” Kavramı
Hukuki literatürde “şüpheli”, hakkında suç şüphesi bulunan ancak suçu henüz kanıtlanmamış kişiyi ifade eder. Sosyal medyada ve bazı haber mecralarında, bu kişilerin fotoğraflarının “suçlu” gibi lanse edilmesi ciddi bir etik ihlalidir. Ahbap soruşturması kapsamında adı geçen isimlerin ifade vermesi, derneğin bir suç odağı olduğu anlamına gelmez.
Dezenformasyonun Toplumsal Dayanışmaya Etkisi
Türkiye, deprem gibi büyük felaketlerde dayanışma ruhuyla ayağa kalkan bir ülkedir. Bu dayanışmanın en büyük aktörlerinden biri olan Ahbap’ın sürekli olarak “soruşturma” ve “şüpheli” gibi kavramlarla yan yana getirilmesi, halkın kurumlara olan güvenini sarsabilir. Eğer ortada bir usulsüzlük varsa, bu bağımsız mahkemelerce tespit edilmeli ve gereği yapılmalıdır. Ancak, kanıtlanmamış iddialar üzerinden yürütülen karalama kampanyaları, gelecekteki olası felaketlerde sivil inisiyatiflerin zayıflamasına neden olacaktır.
Algı Yönetimi mi, Hukuki Gereklilik mi?
Haluk Levent’in kurucusu olduğu derneğin devasa bütçeleri yönetmesi, her zaman dikkatli bir denetimi zorunlu kılar. Bu noktada devletin ilgili birimlerinin inceleme yapması kadar doğal bir şey olamaz. Ancak, sızdırılan fotoğraflar ve seçilen dil, konunun teknik bir denetimden ziyade itibar suikastına dönüştüğü izlenimini vermektedir.
Ahbap, sadece bir yardım derneği değil, aynı zamanda toplumun bir kesimi için “güven” sembolüdür. Bu sembolün altının boşaltılması, sadece Haluk Levent’e değil, yardıma muhtaç binlerce insana ulaştırılan destek zincirine de zarar verir. Hukuk, intikam veya itibar zedeleme aracı olarak kullanılmamalı; gerçeklerin ortaya çıkarılması için bir rehber olmalıdır.
Sonuç
- Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkındaki soruşturmalar, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde şeffaf bir şekilde yürütülmelidir. – Medyaya sızdırılan fotoğraflar ve bilgiler, yargı sürecini manipüle etmek yerine kamuoyunu doğru bilgilendirme amacı taşımalıdır. – Masumiyet karinesine saygı duyulmalı, kişiler mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilmemelidir. – Sivil toplum kuruluşlarının denetlenmesi şarttır; ancak bu denetimler siyasi veya kişisel ajandalarla gölgelenmemelidir. Sonuç olarak, Türkiye’nin sivil toplum gücünü kırmak, toplumsal bağları zayıflatır. Eğer bir suç varsa cezasız kalmamalıdır; fakat sadece algılar üzerinden bir kurumu ve gönüllülerini hedef almak toplumsal vicdanı yaralayacaktır.

Yorumlar kapalı.