Ortadoğu’nun son yıllarda içinden geçtiği ateş çemberi, bölge devletlerini hiç olmadığı kadar stratejik bir dayanışma içerisine girmeye zorluyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, Türkiye’nin ABD ve İsrail kaynaklı bölme planlarına karşı sergilediği kararlı tutumu övmesi, sadece bir diplomatik nezaket değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitiğin temel taşlarından biridir.
Geçtiğimiz günlerde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından yapılan açıklamalar, bölgedeki dengelerin ne denli hassas olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Arakçi, Türkiye’nin Ankara merkezli kararlı duruşunun, bölgedeki sınırları değiştirmeyi amaçlayan büyük bir komployu engellediğini vurguladı. Bu açıklama, iki kadim komşu arasındaki rekabetin ötesinde, ortak bir beka sorunu etrafında nasıl kenetlendiklerini kanıtlar niteliktedir.
Abbas Arakçi’nin Mesajı: Bölgesel Komplolara Karşı Ankara Kalkanı
İran Dışişleri Bakanı’nın ifadeleri, özellikle ABD ve İsrail‘in bölgedeki “yeni harita” çalışmalarına doğrudan bir atıf içeriyor. Ortadoğu’da devletlerin parçalanması, beraberinde kontrol edilemez bir istikrarsızlık ve terör koridorları oluşturma riskini getirir. Arakçi, Türkiye’nin bu noktada sergilediği toprak bütünlüğüne saygı ilkesinin, İran’ın birliğini korumasında kilit bir rol oynadığını belirtmiştir.
Türkiye’nin bu tutumu, sadece İran’ı korumakla ilgili değil, aynı zamanda kendi ulusal güvenliğini savunmakla ilgilidir. Ankara, komşularında yaşanacak herhangi bir çözülmenin doğrudan kendi sınırlarını tehdit edeceğinin bilincindedir. Bu durum, “birimiz hepimiz için” mantığından ziyade, rasyonel ve gerçekçi bir güvenlik doktrini yansıtmaktadır.
Türkiye Neden İran’ın Bölünmesine Karşı?
Türkiye’nin İran’ın toprak bütünlüğünü savunmasının arkasında çok güçlü tarihsel ve stratejik nedenler bulunmaktadır. Bu nedenler, ideolojik farklılıkların ötesinde bir reelpolitik zorunluluktur.
1. Sınır Güvenliği ve Terörle Mücadele
İran’ın herhangi bir şekilde istikrarsızlaşması veya bölünmesi, bölgedeki ayrılıkçı terör örgütlerinin (PKK, PJAK gibi) hareket alanı kazanması anlamına gelir. Türkiye, 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana değişmeyen İran sınırını, bölgenin en istikrarlı hattı olarak görür. Bu sınırın bozulması, Türkiye için yeni bir göç dalgası ve güvenlik maliyeti demektir.
2. Ekonomik Çıkarlar ve Enerji Koridoru
İran, Türkiye için önemli bir enerji tedarikçisi ve büyük bir pazardır. Bölünmüş veya iç savaşa sürüklenmiş bir İran, Türkiye’nin doğu ile olan ticari bağlarını koparacak ve enerji arz güvenliğini tehlikeye atacaktır. Ankara’nın kararlı duruşu, ekonomik sürdürülebilirliğin de bir garantisidir.
3. Bölgesel Güç Dengesi
Dış güçlerin (ABD ve İsrail) bölgedeki harita mühendisliği çalışmaları, genellikle bölge dışı aktörlerin hegemonyasını pekiştirmeyi amaçlar. Türkiye, sorunların “bölgesel çözümlerle” halledilmesi gerektiğini savunarak, dış müdahalelerin bölgeyi kaosa sürüklediğini her fırsatta dile getirmektedir.
Türkiye-İran İlişkilerinde Pragmatik İş Birliği
Her ne kadar Türkiye ve İran, Suriye veya Irak gibi dosyalarda zaman zaman farklı kutuplarda yer alsalar da, devlet geleneği her iki ülkeyi de kritik eşiklerde bir araya getirmektedir. Arakçi’nin bahsettiği “komployu engelleme” süreci, bu iki ülkenin istihbari ve diplomatik düzeyde ne kadar derin bir iletişim yürüttüğünü de kanıtlar.
Sonuç
Abbas Arakçi’nin açıklamaları, Türkiye’nin bölgesel bir oyun kurucu olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir istikrar aktörü olduğunu tescillemiştir. ABD ve İsrail’in İran üzerindeki planlarına karşı Ankara’nın sergilediği direnç, sadece Tahran’ı değil, tüm bölgeyi büyük bir yıkımdan korumuştur. Sonuç olarak, güçlü ve bütün bir İran, Türkiye’nin çıkarınadır; güçlü bir Türkiye ise bölgedeki tüm hesapları bozabilecek yegane güçtür. Ortadoğu’nun geleceği, bölge dışı aktörlerin masa başında çizdiği haritalarla değil, Ankara ve Tahran gibi merkezlerin kararlı ve iş birliğine dayalı duruşuyla şekillenecektir.

Yorumlar kapalı.