Yurt dışında yaşamanın getirdiği zorluklar arasında belki de en ağırı, insanın kendi kültürel kimliği ile yaşadığı çatışmadır; Norveç’te bir otobüste yaşanan o üzücü olay, bu aidiyet krizinin en somut ve can yakıcı örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Norveç’te yaşayan bir Türk kadınının, sadece ana dilinde bir “merhaba” demek istediği vatandaşlarından aldığı “Lanet olsun biz Türkler her yerdeyiz” cevabı, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Bu olay, sadece bir nezaketsizlik örneği değil, aynı zamanda kolektif bir kimlik reddinin ve gurbetteki Türk toplumunun içselleştirdiği “kendinden nefret etme” (self-hatred) durumunun trajik bir yansımasıdır. Bir insanın kendi milletinden birini gördüğünde duyduğu tiksinti, aslında kendi geçmişine ve köklerine duyduğu öfkenin dışavurumudur.
Kim? Kimlik Bunalımı Yaşayan Modern Gurbetçi Profili
Bu olayın merkezinde iki farklı gurbetçi profili yer alıyor: Bir yanda ana dilinin sıcaklığını, yabancı bir coğrafyada bir güven limanı olarak gören duyarlı bir kadın; diğer yanda ise bulunduğu topluma entegre olmayı, kendi kökenlerinden kaçmak ve ondan nefret etmek sanan bir zihniyet. Bu ikinci profil, genellikle aşağılık kompleksi ile hareket ederek, Batı toplumuna “temizlenmiş” bir kimlikle sunulma arzusu içindedir. Kendi milletine duyduğu bu öfke, aslında o toplumun bir parçası olamamanın getirdiği hayal kırıklığının yanlış yere yönlendirilmesidir.
Ne Oldu? Bir Selamın Reddedilmesiyle Başlayan Duygusal Kırılma
Olayın özü, bir kadının en doğal insani dürtüsü olan sosyalleşme ve tanıdık bir yüz arama isteğinin, kaba bir hakaretle geri çevrilmesidir. Kadının gözyaşları içinde anlattığı o anlar, aslında gurbetteki yalnızlığın ne kadar derinleşebileceğini gösteriyor. “Lanet olsun” ifadesi, sadece o ana özgü bir tepki değil, yıllarca biriktirilmiş bir kültürel yabancılaşmanın patlamasıdır. Bu durum, toplumsal dayanışma ruhunun ne denli erozyona uğradığını kanıtlar niteliktedir.
Nerede? Norveç’in Soğuk Otobüslerinden Kalplere Sızan Yabancılaşma
Olayın Norveç gibi refah seviyesi yüksek, ancak sosyal mesafenin de bir o kadar geniş olduğu bir ülkede gerçekleşmesi şaşırtıcı değildir. İskandinav ülkelerinde yaşayan göçmenler arasında, bazen “en iyi entegre olanın kendi milletinden en uzak duran olduğu” gibi yanlış bir algı gelişebiliyor. Norveç’in soğuk iklimi, ne yazık ki bu olayda insanların kalplerine de sirayet etmiş gibi görünüyor. O dar otobüs koridorunda yaşanan bu kısa diyalog, aslında binlerce kilometre ötedeki bir vatanın ve o vatana dair tüm hatıraların bir çırpıda reddedilmesidir.
Neden? Neden Kendi Milletimizi Bir Yük Olarak Görüyoruz?
Peki, bir insan neden kendi dilini konuşan birine karşı bu kadar saldırganlaşır? Bunun temelinde stigmatizasyon korkusu yatar. Bazı gurbetçiler, Türk kimliğinin üzerlerine yapıştırdığı (gerçek ya da hayali) olumsuz etiketlerden kurtulmak için, kendi soydaşlarını bir “ayak bağı” olarak görmeye başlar. Onlara göre, başka bir Türkle yan yana gelmek, onların “modernleşme” çabasına vurulmuş bir darbedir. Bu, psikolojide içselleştirilmiş yabancı düşmanlığı olarak tanımlanır ve bireyin kendi öz değerlerine karşı savaş açmasıyla sonuçlanır.
Nasıl? Kendi Kültürümüzden Utanmak Toplumumuza Nasıl Zarar Veriyor?
Bu tür tavırlar, yurt dışındaki Türk toplumunun birlik ve beraberliğini kökten sarsmaktadır. Birbirine düşmanca yaklaşan, selamı esirgeyen ve birbirini “yük” olarak gören bir topluluk, hiçbir zaman güçlü bir lobi oluşturamaz veya kültürel değerlerini sağlıklı bir şekilde aktaramaz. Kadının döktüğü gözyaşları, sadece kişisel bir üzüntünün değil, yok olmaya yüz tutmuş misafirperverlik ve hemşehrilik ruhunun yasını tutmaktadır. Bu nefret dili, toplumun dokusuna zarar vererek nesiller boyu sürecek bir kopuşa zemin hazırlamaktadır.
Ne Zaman? Dayanışma Ruhu Ne Zaman Yerini “Kaçışa” Bıraktı?
Eskiden gurbette Türk bayrağı görmek ya da Türkçe bir ses duymak, bayram sevinciyle eşdeğerdi. Ancak son yıllarda, özellikle sosyal medyanın ve siyasi kutuplaşmanın etkisiyle, bu dayanışma ruhu yerini derin bir bireyselliğe ve dışlamaya bıraktı. Ne zaman ki kendimizi diğerlerinden üstün görmeye veya “farklı” olduğumuzu kanıtlamak için başkalarını aşağılamaya başladık, işte o zaman bu insani değerlerimizi kaybettik. Norveç’teki bu olay, bu değişimin acı bir meyvesidir.
Sonuç: İnsan Kalabilmek Her Şeyin Ötesindedir
Norveç’te yaşanan bu olay, bize göstermiştir ki; hangi ülkede yaşarsak yaşayalım, hangi ekonomik refaha kavuşursak kavuşalım, insani nezaketi ve öz saygıyı yitirdiğimizde aslında hiçbir şeye sahip değilizdir. Bir selamı esirgemek ve bunu bir nefret söylemiyle taçlandırmak, kişinin karşısındakini değil, ancak kendisini küçültür. Gurbet, zaten yeterince zorken, bir de birbirimize hayatı dar etmek yerine; dilimizin ve kültürümüzün birleştirici gücüne sarılmalıyız. Unutmamalıyız ki; bir milleti ayakta tutan şey sadece sınırları değil, birbirine duyduğu samimiyet ve saygıdır.

Yorumlar kapalı.