OTOBÜS ŞOFÖRLÜĞÜNDEN MECLİSE
23 Kasım 1962’de Venezuela’nın başkenti Caracas’ta dünyaya gelen Maduro, liseden sonra okula devam etmedi.
1986’da bir yıllığına sendikacılık eğitimi için komünist Küba’ya gönderildi; ülkesine döndükten sonra otobüs şoförü ve sendika organizatörü olarak çalışmaya başladı.
Maduro ile Venezuela’nın merhum devlet başkanı Hugo Chavez arasındaki tanışıklık da 80’li yılların sonlarında başladı.
Maduro için kritik dönüm noktalarından biri 1992 yılı oldu. Halkta memnuniyetsizliğe yol açan bir kemer sıkma politikası uygulayan hükümete karşı yürüttüğü başarısız darbe girişiminde Chavez’i destekleyen Maduro, devlet başkanının gözüne girmeyi başardı.

Darbe girişimi sonrası Chavez hapse gönderilirken Maduro, ona olan desteğini sürdürdü. Maduro, eşi Cilia Flores ile de bu süreçte tanıştı. Flores, Chavez’in avukatıydı.
Chavez serbest bırakıldıktan sonra 1998’de başkan seçildi. O yıllarda genç bir milletvekili olan Maduro, OPEC üyesi Venezuela’nın ülkesinin petrol zenginliklerinin ve siyasi gücünü yeniden dağıtılması hamlesinde önemli bir rol oynadı.
Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin önemli figürlerinden biri haline gelen Maduro, 2000 yılında Venezuela Ulusal Meclisi’ne seçildi, 2005 yılında ise Ulusal Meclis başkanı oldu. 2006’da Chavez, Maduro’yu dışişleri bakanı olarak atadı.

CHAVEZ YERİNE GEÇMESİ İÇİN MADURO’YU SEÇTİ
Maduro, uluslararası basının manşetlerine ilk olarak 2012 yılında taşındı.
O yıl ekim ayında dördüncü kez Venezuela devlet başkanlığına seçilen Chavez, en yakın danışmanlarından olan ve 6 yıldır dışişleri bakanlığı görevini yürüten Maduro’yu başkan yardımcısı olarak atadı.
İlk günden itibaren Başkan’ın doğal halefi olarak görülen Maduro, Chavez’in hayatının son yıllarına damga vuran kanser tedavilerinde de yanında oldu. Chavez’in “büyük devlet adamı” diye nitelendirdiği Maduro hakkında, “Bak nereye gidiyor. Nicolas, otobüs şoförü. Onunla nasıl alay ettiler, burjuvalar” dediği de rivayet ediliyordu.
Yine de Chavez’in Mart 2013’te hayatını kaybetmesinin ardından “Doğan boşluğu Maduro doldurabilecek mi?” tartışmaları uzun süre gündemi meşgul etti.

2014’TE PROTESTOLARIN HEDEFİ OLDU
Maduro’nun geçici başkan olarak iktidarının ilk aylarında Venezuela’da yaşanan ekonomik sıkıntılar ve yaşam standartlarındaki gerilemeler, ülkede vatandaş protestolarına yol açtı. Caracas yönetiminin protestolara sertlikle yanıt vermesi, Maduro’nun ülkedeki popülerliğinin gerilemesine yol açtı.
Ancak Maduro, aynı yıl yapılan seçimlerde az farkla da olsa zafere ulaştı.
Ülkedeki yoksulluk ve süpermarket raflarının boşalması nedeniyle protestolar üç yıl sonra daha şiddetli bir şekilde yeniden başladı ve 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.
SUİKAST GİRİŞİMİ
Maduro, 2018 yılında bir suikast girişiminden sağ kurtuldu. Halkın önünde gerçekleşen ve televizyonlardan da yayınlanan bir konuşma sırasında, patlatılan uzaktan kumandalı bombalar Maduro’ya zarar vermedi ancak çok sayıda askerin yaralanmasına neden oldu.
2018 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi, ülkedeki protestolara müdahaleler sırasında işlenen olası insanlık suçları hakkında cezai soruşturma başlattı.
2019 yılında Venezuela Ulusal Meclisi, Maduro’nun seçimi adil yollarla kazanmadığına ve ülkenin yasal devlet başkanı olmadığına hükmetti.
2024 SEÇİMLERİ
Maduro son olarak Temmuz 2024’te yapılan seçimlerde yeniden kazandı ancak bu sonuçlara da şaibe karıştığı iddia edildi.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, o tarihte yaptığı açıklamada, “Ezici kanıtlar göz önüne alındığında, Edmundo Gonzalez Urrutia’nın 28 Temmuz’da Venezuela’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en fazla oyu aldığı, Amerika Birleşik Devletleri ve en önemlisi Venezuela halkı için açıktır” ifadelerini kullandı.
Maduro ise Ocak 2025’te yemin ettikten sonra yaptığı konuşmada İncil’deki bir anlatıya ithafla kendini bir devle savaşan Davut Peygamber’e benzeterek rakiplerini ve ABD’deki destekçilerini, göreve başlama sürecini “dünya savaşına” dönüştürmeye çalışmakla suçladı.

Düşmanlarının üçüncü altı yıllık görev süresine başlamasını engelleyememelerinin Venezuela’nın barışı ve ulusal egemenliği için “büyük bir zafer” olduğunu da sözlerine ekleyen Maduro, “Ben başkan olarak ABD hükümeti tarafından ya da Latin Amerika’nın emperyalist yanlısı hükümetleri tarafından atanmadım. Ben halktan geliyorum, halkın bir parçasıyım ve gücüm tarihten ve halktan geliyor. Hayatımı, bedenimi ve ruhumu tamamen halka borçluyum” diye konuştu.
Maduro, geçmişte yaptığı açıklamalarda sık sık ülkesindeki sorunların ABD’nin müdahalelerinden kaynaklı olduğunu, Washington’ın kendisini öldürmek için planlar yaptığını dile getirdi. Öte yandan özellikle Çin ve Rusya, Caracas’ın uluslararası alandaki en yakın destekçileri konumundaydı.
‘GÜNEŞLER KARTELİ’ SUÇLAMASI
Maduro, iktidarda olduğu yıllar boyunca uyuşturucu ve silah ticareti yapan bir örgüt olan Güneşler Karteli’nin lideri olmakla suçlandı. Mart 2020’de New York Güney Bölgesi Savcılığı, Maduro hakkında, narkoterörizm iddianamesi hazırladı.
İddianamede, Maduro, kokain ithal etme komplosu ve makineli silah bulundurma gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Maduro’nun yakalanmasını sağlayacak kişi ya da kişilere bir ödül de vadedildi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl sonlarında Güneşler Karteli’ni terör örgütü, Maduro’yu da örgüt lideri ilan etti ve bu ödülü 50 milyon dolara çıkardı.
Maduro ise kartel lideri olduğu suçlamasını reddetti ve ABD’yi “uyuşturucu savaşı”nı kendisini devirip Venezuela’nın geniş petrol rezervlerinin üzerine konmak için bir bahane olarak kullanmakla suçladı.
Aynı dönemde 2025 yılının Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen Maria Corina Machado’nun da aralarında olduğu muhaliflerin çağrılarıyla ülkedeki sokak protestoları da bir süredir devam ediyordu. Bu protestolarda da sert müdahaleler ve kayıplar yaşandı.

ABD’NİN MADURO’NUN PEŞİNE DÜŞMESİNİN 6 NEDENİ
Peki ABD’nin özellikle Trump döneminde Maduro üzerindeki baskısının nedeni neydi? Ülkenin önde gelen siyasi yayınlarından Axios bu soruya altı maddede yanıt verdi:
1) Amerika kıtasının bir numaralı halk düşmanı: Beyaz Saray için Maduro, Batı Yarımküre’deki diğer kötü adamları destekleyen bir kötü adam. Trump yönetimi, Venezuela, Küba ve Nikaragua’yı “sosyalizm ekseni”nin kilit aktörleri olarak görüyor. Hatta Kolombiya da mercek altında. Nitekim Trump geçen ay, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun ABD’ye akan kokain konusunda “dikkatli olması” gerektiğini söyledi.
Yönetim, Maduro’nun sosyalist rejimiyle olan husumetinin ideoloji kadar uyuşturucu ile de ilgili olduğunu gizlemedi.
2. Kokain kaçakçılığı: ABD, Venezuela’nın Tren de Aragua ve Sinaloa Karteli gibi kötü şöhretli çeteleri destekleyerek devlet destekli uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını iddia ediyor. Trump ayrıca Maduro’yu bu grupların üyelerini kasıtlı olarak ABD’ye göndermekle de suçlamıştı.
Geçen yıl yayınlanan ABD istihbaratına ait bir notta, Maduro’nun Tren de Aragua’yı aslında kontrol etmediği belirtildi. Bu durum Trump yönetiminin bazı üyelerini öfkelendirdi, ancak Maduro hakkındaki iddianamede uyuşturucu kaçakçılığıyla olan bağlantıları ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Hatırlanabileceği üzere, uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesi, ABD’nin son birkaç ayda uyuşturucu taşıdığından şüphelenilen tekneleri hedef alan saldırılarının resmi gerekçesiydi. Maduro’nun başına konulan ödül de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla bağlantılıydı.

3. Petrol: Venezuela, dünyanın bilinen en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi. Trump, Venezuela’nın ülkedeki petrolün kamulaştırılmasının ardından ekipmanlara el konulmasını gerekçe göstererek, ABD’nin petrolünü “çaldığını” iddia etti.
ABD Başkanı, dün gece yaptığı açıklamada da bu konuya özellikle değinerek, ABD’nin Venezuela’nın petrol altyapısını yeniden kuracağını ve el koyma işlemlerinde zarar gören ABD şirketlerine tazminat ödeyeceğini söyledi.
4. Göç: Venezuela’da son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskılar, kitlesel bir göç dalgasını tetikledi. Atlantic Council’e göre, on yıl içinde 8 milyon Venezuelalı ülkeyi terk etti ve bu, “bu yarımkürenin yakın tarihindeki en büyük kitlesel göç dalgası” oldu.
Göç dalgası, Venezuela’nın sorunlarını ABD’nin de sorunu haline getirdi. Hatırlanabileceği üzere Trump, 2025’te göreve geri döndüğünde, ABD’ye göçmen akınını durdurmaya kararlı olduğu mesajını vermişti.
5. Altın: Venezuela’da sadece petrol rezervleri değil, altın rezervleri de çok büyük. Washington, Venezuela’nın bu kaynakları sayesinde yıllardır ABD’nin baskılarıyla başa çıkabildiğini öne sürüyor.
Silah, yakıt veya nakit satın almak için kullanılabilen altının, yaptırımlardan kaçınmak için önemli bir araç olarak kullanıldığı iddia ediliyor.
6. Maduro’nun yabancı dostları: Venezuela, ABD’nin birçok düşmanıyla ittifak halinde. Dolayısıyla ABD’nin dünkü saldırısının bazı dış güçlere gönderilmiş bir “Bu yarımküreden uzak durun” mesajı taşıdığı yorumları da yapılıyor. Çin, Nitekim Venezuela petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, ABD’nin ülkeye müdahalesini kınadı.
İran ve Hizbullah’ın, ABD’nin dış politikasına karşı çıkan “birlik ekseni” ittifakındaki ülkelerden biri Venezuela. Rusya ve Venezuela da uzun süredir ortaklık içinde.
Maduro, eşi, oğlu ve üç kişi ile birlikte suçlanıyor. Maduro dört suçlamayla yargılanıyor: Uyuşturucu terörü komplosu, kokain ithalatı komplosu, makineli tüfek ve yıkıcı cihaz bulundurma ve makineli tüfek ve yıkıcı cihaz bulundurma komplosu.
İddianamede Maduro, “dünyanın en şiddetli ve üretken uyuşturucu kaçakçıları ve uyuşturucu teröristlerinden bazılarıyla” iş birliği yaparak binlerce ton kokainin ABD’ye sevk edilmesine izin vermekle suçlanıyor. Yetkililer, Sinaloa Karteli ve Tren de Aragua çetesi gibi güçlü ve şiddet yanlısı uyuşturucu kaçakçılığı örgütlerinin Venezuela hükümetiyle doğrudan iş birliği yaptığını ve karşılığında kendilerine yardım ve koruma sağlayan üst düzey yetkililere karlarını gönderdiğini iddia ediyor.
ABD, Maduro ve eşini, “uyuşturucu parası borçlu olan veya uyuşturucu kaçakçılığı faaliyetlerini başka şekillerde baltalayan kişilere” yönelik kaçırma, dayak ve cinayet emri vermekle suçluyor. İddianameye göre, bu suçlamalar arasında Caracas’ta yerel bir uyuşturucu patronunun öldürülmesi de yer alıyor.
Maduro’nun eşi ayrıca, 2007 yılında “büyük çaplı bir uyuşturucu kaçakçısı” ile Venezuela Ulusal Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi müdürü arasında bir görüşme ayarlamak için yüz binlerce dolar rüşvet aldığı suçlamasıyla da karşı karşıya. Yolsuzluk içeren bir anlaşma kapsamında, uyuşturucu kaçakçısı, uyuşturucu ile mücadele bürosu müdürüne aylık rüşvet ödemek ve “uçuşun güvenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak” için kokain taşıyan her uçuş için yaklaşık 100.000 dolar ödemek üzere anlaşmaya vardı. İddianamede, bu paranın bir kısmının Maduro’nun eşine gittiği belirtiliyor.
2015 yılında ABD hükümetinin gizli kaynaklarıyla yapılan kayıtlı toplantılarda, Maduro’nun eşinin yeğenleri, Maduro’nun Venezuela’daki bir havalimanındaki “başkanlık hangarından” “yüzlerce kilogramlık kokain sevkiyatı” göndermeyi kabul ettiklerini söylerken kayıt altına alınmıştı duyuldu. İddianamede, bu toplantılar sırasında yeğenlerin “ABD ile ‘savaş’ halinde olduklarını” söyledikleri iddia ediliyor. Yeğenlerin ikisi de 2017 yılında ABD’ye tonlarca kokain gönderme komplosu kurmaktan 18 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak 2022 yılında yedi tutuklu Amerikalı ile takas edilerek serbest bırakılmışlardı.
Fotoğraflar: The Associated Press haber ajansı
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




