
https://youtu.be/PNq5lWk4gBk?si=ZWy58zMltZTOCMGC
Türkiye’nin hafızasında derin izler bırakan deprem felaketi sonrası, Haluk Levent ve Ahbap Derneği üzerinden yürütülen tartışmalar, Özgür Demirtaş‘ın duygusal videosunun yeniden gündeme gelmesiyle yeni bir boyut kazandı. Güven, şeffaflık ve sivil toplum ekseninde şekillenen bu süreç, aslında bir toplumun kriz anlarında sığındığı limanları ne kadar sahiplendiğini gösteriyor.
Geçtiğimiz günlerde Haluk Levent’in ifadeye çağrılması veya gözaltı süreçleriyle ilgili yansıyan haberler, sosyal medyada geniş yankı buldu. Bu gelişmenin hemen ardından, ekonomist Prof. Dr. Özgür Demirtaş’ın 6 Şubat depremleri sırasında ağlayarak yaptığı yayın ve “Tüm paramı Ahbap’a emanet ettim” sözleri tekrar dolaşıma girdi. Bu durum, sadece bir hatırlatma değil, aynı zamanda toplumsal bir “vefa” ve “güven onayı” olarak okunmalıdır.
Sivil Toplumun Gücü ve Güven Unsuru
Türkiye gibi afet kuşağında yer alan ülkelerde, devlet mekanizmalarının yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının (STK) hızı ve esnekliği hayati önem taşır. Ahbap, yıllardır süregelen yardımlaşma ağıyla bu güveni inşa etmiş bir yapıdır. Haluk Levent’in şahsında sembolleşen bu güven, kriz anlarında bürokrasinin hantallığına karşı bir alternatif değil, bir tamamlayıcı olarak görülmüştür.
Özgür Demirtaş’ın Gözyaşları: Bir Bilim İnsanının Çaresizliği mi, Güveni mi?
Özgür Demirtaş gibi rasyonel verilerle ve rakamlarla konuşan bir ismin, deprem anında kontrolünü kaybederek ağlaması, o dönemdeki toplumsal travmanın ne kadar derin olduğunun kanıtıydı. Demirtaş’ın “Paramı Ahbap’a verdim çünkü onlara güveniyorum” çıkışı, aslında o dönemdeki milyonlarca insanın ortak hissiyatıydı. Bugün bu videonun tekrar gündeme gelmesi, toplumun “biz o günleri ve bize el uzatanları unutmadık” deme biçimidir.
Neden Şimdi Gündem Oldu?
Haluk Levent ve Ahbap üzerindeki hukuki veya idari baskı iddiaları, toplumda bir “savunma refleksi” oluşturuyor. İnsanlar, en zor günlerinde yanlarında gördükleri figürlerin yıpratılmasını, kendi dayanışma ruhlarına yapılmış bir müdahale olarak algılıyor. Özgür Demirtaş’ın videosu, bu savunma refleksinin en güçlü argümanı haline gelmiş durumda.
Toplumsal Hafıza ve Dijital İzler
Günümüzde hiçbir olay unutulmuyor. Dijital dünya, samimiyetin ve verilen sözlerin en büyük arşivi konumunda. Demirtaş’ın o günkü samimi feryadı, bugün Haluk Levent’e yönelik iddialar karşısında bir “toplumsal şahitlik” görevi görüyor. Bu, sosyal medyanın dezenformasyon kadar, toplumsal adaleti hatırlatma konusundaki gücünü de ortaya koyuyor.
Sonuç: Kurumlara Değil, Şeffaflığa İhtiyacımız Var
Sonuç olarak, Haluk Levent veya Özgür Demirtaş üzerinden yürüyen bu tartışmaların özünde tek bir kelime yatıyor: Güven. Bir toplum, afet anında parasını ve umudunu emanet ettiği kişilerin her zaman arkasında durur. Hukuki süreçler elbette işleyebilir ve şeffaflık her zaman denetlenmelidir; ancak bu süreçlerin “itibar suikastına” dönüşmesi toplumsal barışa zarar verir.
Özgür Demirtaş’ın yeniden gündem olan o anları, bizlere acının paylaşıldıkça azaldığını ve o acı günlerde kimin nerede durduğunun asla unutulmayacağını bir kez daha hatırlattı. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, sivil toplumun önünü kesmek değil, onları daha şeffaf ve güçlü kılarak devletle el ele yürümelerini sağlamaktır.

Yorumlar kapalı.