
Bugün pazar. Şehir biraz daha sessiz, gökyüzü sanki daha geniş. Kimimiz uzun bir kahvaltı sofrasında, kimimiz elinde kahvesiyle camın kenarında haftanın yorgunluğunu atmaya çalışıyor. Ben de bu sabah, geçtiğimiz hafta sonu Malatya’nın o tanıdık sokaklarından birinde yaşadığım küçük bir anı hatırladım.
Caddede yürürken, köşedeki eski bir dükkanın önünde duran yaşlı bir amca gördüm. Elinde bir süpürge, dükkanının önünü değil de, rüzgarın sürüklediği komşu dükkanın önündeki yaprakları süpürüyordu. Yanına yaklaşıp “Amca, rüzgar yine senin kapıya getirir onları, neden yoruluyorsun?” diye sordum.
Gülümsedi, sadece iki cümle kurdu: “Kızım, kapımın önü temiz olunca ben huzurlu olurum ama sokağım temiz olunca hepimiz huzurlu oluruz. Biz ‘ben’ demeyi öğrendiğimizden beri ‘biz’ olmayı unuttuk.”
Bu kısa cevap, aslında modern zamanın en büyük sancısını yüzüme çarptı.
DUVARLAR ARASINDA…
Son yıllarda hepimiz kendi hayatlarımızın, kendi dertlerimizin ve kendi ekranlarımızın içine o kadar hapsolduk ki, yan komşumuzun neye üzüldüğünü, sokağımızdaki bir eksikliğin hepimizi nasıl etkilediğini görmezden gelir olduk. Sosyal medyada “en mutlu” kareleri paylaşırken, gerçek dünyada birbirimize bir selamı, bir “kolay gelsin”i çok görür hale geldik.
Oysa pazar günleri sadece dinlenmek için değil, biraz da durup etrafımıza bakmak içindir.
-Sadece kendi bahçemizi değil, sokağımızı da sahipleniyor muyuz?
-Sadece kendi çocuklarımız için değil, mahalledeki tüm çocuklar için güvenli bir gelecek hayal ediyor muyuz?
…
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


