https://youtu.be/ZCZRrEbcx0E?si=vpNP0Z7FHjbl3_R3
Türkiye’nin toplumsal hafızasında derin izler bırakan kılık-kıyafet tartışmaları, günümüzde artık bir özgürlük ve hak mücadelesi olmaktan çıkıp, toplumsal bir normalleşme evresine girmiştir. Ancak son dönemde medyaya yansıyan ve tesettürlü kadınlara yönelik nefret söylemleri içeren hadiseler, bu normalleşmeyi sindiremeyen bir kesimin varlığını hala sürdürdüğünü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu şahıslara yönelik “geri kafalı fosil” nitelemesi ve “Başörtüsü bu toprakların normalidir” çıkışı, aslında sadece siyasi bir yanıt değil, sosyolojik bir hakikatin altının çizilmesidir.
Başörtüsü meselesi, onlarca yıl boyunca Türkiye’nin enerjisini tüketen, kadınları eğitim ve çalışma hayatından mahrum bırakan suni bir krizdi. Bugün gelinen noktada, bu meselenin bir “sorun” olmaktan çıkıp hayatın doğal akışına karışması, demokratik olgunluğun en somut göstergesidir. Buna rağmen sergilenen tahammülsüzlük, modernleşmeyi sadece dış görünüşte arayan bir zihniyetin son çırpınışları olarak değerlendirilmelidir.
Kimler Bu Tartışmanın Odak Noktasında Yer Alıyor?
Bu tartışmanın odağında iki temel grup bulunmaktadır. Bir tarafta, inançları gereği veya kişisel tercihiyle tesettürü benimsemiş, toplumun her kademesinde (akademide, tıpta, hukukta, siyasette) varlık gösteren kadınlar; diğer tarafta ise bu varlığı kendi dar ideolojik kalıplarına bir tehdit olarak gören, nefret dilini eleştiri zanneden marjinal kesimler yer almaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “fosil” benzetmesi, tam da bu ikinci grubun zamanın ruhunu yakalayamayan, 28 Şubat karanlığında takılıp kalmış düşünce yapısını hedef almaktadır. Kendini çağdaş olarak tanımlayıp, bir kadının giyimine hakaret etmeyi hak gören bu anlayış, aslında modernitenin en temel ilkesi olan “bireysel özgürlüğe saygı” ilkesiyle taban tabana zıttır.
Tesettür Üzerinden Yapılan Hakaretler Ne Anlama Geliyor?
Medyaya yansıyan hakaret içerikli söylemler, basit bir görüş ayrılığı değil, açık bir nefret suçudur. Bir bireyin inancı nedeniyle aşağılanması, toplumun huzuruna ve bir arada yaşama iradesine yönelik bir saldırıdır. Bu tür çıkışlar, genellikle “laiklik” veya “çağdaşlık” maskesi altında yapılsa da, aslında toplumsal barışı dinamitleyen ilkel bir refleksin dışavurumudur.
“Başörtüsü bu toprakların normalidir” ifadesi, Anadolu’nun bin yıllık kültürüne, geleneğine ve aile yapısına atıfta bulunur. Bu toprakların her köşesinde, her ailede var olan bir gerçekliği “anormallik” veya “gericilik” olarak yaftalamak, toplumun geniş bir kesimini doğrudan karşısına almak demektir.
Bu Tartışmalar Neden Hala Gündeme Getiriliyor?
Türkiye, başörtüsü yasağını hukuken ve fiilen geride bırakmış olsa da, bazı kesimlerin bu durumu kabullenememesinin temelinde ayrıcalıklarını kaybetme korkusu yatmaktadır. Geçmişin “seçkinci” yapısı, kamusal alanın sadece kendilerine ait olduğunu düşünüyordu. Başörtülü kadınların hayatın her alanında başarılı bir şekilde yer alması, bu hiyerarşik yapının yıkılması anlamına geliyordu.
Dolayısıyla, bugün yapılan hakaretler aslında kaybedilmiş bir mevzinin acısını çıkarma gayretidir. Ancak toplumun büyük çoğunluğu, bu tür suni gerilimlerin bir parçası olmak istememektedir.
Toplumsal Normalleşme Süreci Nasıl İşliyor?
Toplumsal normalleşme, yasakların kalkmasıyla başlamış ancak zihinlerdeki dönüşümle devam etmiştir. Bugün üniversitelerde başörtülü ve başı açık öğrencilerin yan yana eğitim görmesi, devlet dairelerinde hizmet alanla verenin kıyafetine bakılmaksızın eşit muamele görmesi bu demokratik kazanımın sonucudur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurguladığı gibi, bu durum artık geri dönülemez bir noktadadır. Toplum, bu çeşitliliği bir zenginlik olarak kabul etmiştir. “Geri kafalı” olarak nitelenen zihniyet ise bu akışın dışında kalarak kendi içine hapsolmaktadır.
Kamusal Alanda Nerede Duruyoruz?
Şu an Türkiye, kamusal alanda kılık-kıyafet özgürlüğü konusunda dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinden daha ileri bir noktadadır. Artık kadınlar; kıyafetleri yüzünden değil, liyakatleri, yetenekleri ve çalışmalarıyla değerlendirilmektedir. Hakaret eden şahısların toplum nezdinde bulduğu sert tepki, bu kazanımın halk tarafından ne kadar sahiplenildiğinin kanıtıdır.
Bu Dönüşüm Ne Zaman Tamamlanacak?
Hukuki süreçler tamamlanmış olsa da, sosyolojik dönüşüm bir süreçtir. Nefret söylemlerine karşı hukuki ve toplumsal refleksler canlı tutulduğu sürece, bu tür “fosil” düşüncelerin toplumsal zemini tamamen yok olacaktır. Bu toprakların özü olan hoşgörü ve kardeşlik, her türlü ayrıştırıcı dili zamanla tasfiye edecektir.
Sonuç
Sonuç olarak, Türkiye başörtüsü meselesini bir kriz olmaktan çıkarıp “normalliği” haline getirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sert tepkisi, toplumsal huzuru bozmaya çalışan, insanların inanç ve değerlerine saldıran arkaik zihniyete karşı verilmiş bir settir. Başörtüsü, bu toprakların yabancısı değil, asıl sahibidir. Kimsenin bir başkasının yaşam tarzına, inancına veya kıyafetine hakaret etme özgürlüğü yoktur. Türkiye, bu kısır tartışmaları aşmış ve geleceğe odaklanmış bir ülke olarak yoluna devam edecektir.

Yorumlar kapalı.