Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Uzay çalışmalarıyla evrenin sırları gün yüzüne çıkarken, arkeologlar da yer altındaki yeni bulgularla ‘insanlık ailemiz’in tarihine dair yeni bilgileri ortaya çıkarıyor. Nezih Başgelen, arkeolog olarak yürüttüğü çalışmalarının yanı sıra, kurucusu olduğu Arekoloji ve Sanat dergisi, yayınevi ve yazdığı eserlerle uzun yıllardır arkeolojinin toplumla buluşmasına katkıda bulunan bir isim. Onunla Galata’da, eşi Sema Hanım ile birlikte sahip olduğu ArkeoPera Kitapçısı’nda bir araya geldik. Üç katlı bu binada, üç bin yıllık insanlık tarihine dair pek çok kitap veya yayın bulmak mümkün. Öncelikle onun kendi hikayesini dinleyelim. Nezih Başgelen, 1958 yılında İstanbul’da, Balkan göçmeni baba tarafı ailesinin yerleştiği Cerrahpaşa-Vefa semtinde, iki katlı ahşap bir evde dünyaya geliyor. Babası, o dönemde Marshall yardımı ile inşa edilmekte olan Yeşilköy Havalimanı’nın Elektronik Kısım Şefi.
‘İKİ DÜNYA ARASINDA YAŞADIM’
Başgelen’in çocukluğunun bir kısmı tarihi Vefa’da, diğer kısmı ise ‘yeni’ Yeşilköy’de geçiyor: “İki dünya arasında yaşadım. İlkokula başladığım Yeşilköy, eski Levantenlerle Osmanlı ve erken Cumhuriyet aydınlarının yaşadığı bir yerdi. Tarihi Vefa civarı da beni çok çekiyordu. Trene atlayıp Yeşilyurt’a giderken, surları ve eski evleri görüp, ‘Acaba burada kimler yaşamış?’ diye merak ederdim. Ayaklarımın üzerinde özgürce gezebildiğim anda oraları keşfe gidip, sünnet düğünümde gelen fotoğraf makinesiyle fotoğraflar çekiyordum. Babamın da tarihe merakı vardı. Eve giren tarih dergilerini karıştırıyordum. Her şeye karşı bir ilginiz vardı.”
SENE 1968 – Fethiye’de arkeoloji merakının başladığı günler
LAHİTLERLE GELEN SORULAR
Her şeyin ciddiyet kazandığı dönem, henüz 10 yaşındayken ortaya çıkıyor. Yaz tatilini geçirmek üzere Fethiye’ye öğretmen teyzesinin yanına gittiğinde, burada gördüğü lahitler kafasındaki soruları artırıyor: “Her yerde Likya lahitleri ve kabartmalar vardı. Bu bölgede kim yaşamış? Bu mezarları kim yapmış? Sorduğum sorulara yanıt bulamıyordum. Daha sonraki yazlarda yine aile ziyareti için gittiğim Karadeniz, Kars ve Kapadokya’daki tarihi yerlerde de benzer sorunlarla karşılaştım. İstanbul’da bile anıtsal yerler hakkında bilgi bulmak zordu. Kars’ta halamlar kalenin yanında yaşıyordu. Müzeye açılır açılmaz koşuyordum. Evdeki kütüphanede sürekli okuyordum ama ne sorularıma yanıt vardı ne de arkeoloji ile ilgili yayın… O dönemde arkeolog olmaya karar verdim.”
RESSAMIN KAYIP MEZARINI BULDUM
Lise döneminde: “Hayat Tarih dergisinde ressam Amadeo Preziosi’nin kayıp mezarını okumuştum. Arkadaşlarla Latin Katolik Mezarlığı’na gittik ve mezarı bulmayı başardık. İlk yazım Hayat Tarih’te yayımlandı. Beni ‘Küçük Araştırmacının Marifetleri’ başlığıyla tanıttılar. Hafta sonları tarihi yerleri gezip, Pirelli dergisinde aylık gezi yazıları yazdım.”
SENE 1978 – Arkeoloji ve Sanat Dergisi ilk sayı hazırlıkları
MÜZEDEKİLER BENDEN İLLALLAH ETTİ
17 yaşında ilk kazıya katılıyor: “İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kütüphanesinde üçüncü kütüphane memuruyken, bir sabah Aya İrini önünde hafriyat çalışması yapıyorlardı. Bizans seramiklerine, takalara, neler neler rastladık. Toprak altından neler çıkacağını büyük bir heyecanla izliyordum! Arkeolojinin keyfi, sanki bir bulmacayı birleştirmek gibi. Bir insanın, kültürün, sevginin, anlayışın izlerini buluyorsunuz. Bu yüzden antik mezarlara hoyratça yaklaşılmasına dayanamazken, arkeolojide geçmişe saygıyla yaklaşmak gerekiyor. Tarihsel yarımadada nerede kazı varsa, ben orada olurdum. Fotoğraf çeker, hemen müzeye haber verirdim. Müzede bazı kişiler benden illallah etmişti.”
SENE 1974 – Yarımburgaz mağarasında
KANALİZASYONDAN ÇIKAN YUNAN TANRISI
Başgelen, 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ne giriyor. Hocalar onu zaten tanıyor çünkü zaman zaman dersler ve söyleşiler için okulda bulunuyor. Bu dönemde Anadolu’da sık sık geziler yapıyor. 1977’de hocası Prof. Dr. Jale İnan ile Batı Anadolu’daki çok katlı stoaları inceleme gezisi esnasında, Assos’tan Lyrbe-Seleukeia’ya kadar pek çok kazı ve ören yerini birlikte ziyaret etme şansı buluyor. O dönemde Perge kazısında, bir kanalizasyona atılan Sandal bağlayan Hermes heykelinin bulunması olayını unutamıyor.”
SENE 1973 – Hayat Dergisi’nde haber
NEMRUT’UN TEPESİNDE KARAR VERDİM
Başgelen, öğrencilik yaşamı boyunca önemli kazılara tanıklık etmiş. 1978 yılında arkeoloji alanında eksik olduğunu düşündüğü bir dergi projesini hayata geçirmiş: “Çeşitli dergilerde çalıştıktan sonra sırt çantamla bir Anadolu gezisine çıktım. Nemrut Dağı’nın tepesinde iki gece geçirdim ve kafama koydum; arkeolojiye dair bir dergi çıkararak yapılan çalışmaları tanıtmalıyız. Dönüşümde dergiyi yayımlamaya başladım. Sermaye, arkeolog olmamı sağlayan teyzem, halam ve eniştelerim tarafından sağlandı. İlk kapak konumuz Anadolu’nun kültürel homojenliği üzerineydi. O yıl, 1978’de yayınevini de kurdum.”
SENE 1988 – Nemrut
AVCI TOPLAYICI RÖNESANSI
Görülmesi gereken yerler nereler? Cevabı: “Taş Tepeler, yani Göbeklitepe ve çevresindeki diğer sit alanları; Karahantepe, Harbetsuvan Tepesi, Gürcütepe, Kurttepesi, Taşlıtepe… Yeni kazılacak alanlar da mevcut. Bu bölgeler açıldığında, insanlık tarihi açısından daha da şaşıracağız. İtalya’da Rönesans gerçekleştiren şehir devletleri gibi, bu kentler arasında da bir rekabet yaşanmış; dolayısıyla bir ‘avcı toplayıcı Rönesansı’ ile karşı karşıya kalıyoruz.”
SENE 1977 – Perge kazısı
ARKEOGENETİK ÇIĞIR AÇACAK
Başgelen, “Uygarlığa geçişimizin parametrelerini net bir şekilde gördüğümüz, geleceği yeniden şekillendireceğimiz bir dönem geliyor,” diye belirtiyor. Nasıl olacak bu? Başgelen, “Arkeogenetik” yanıtını veriyor: “Arkeogenetik çığır açıyor. Bulunan iskeletlerle ilgili genetik araştırmalar yapılıyor. Geleceği geçmişten bulacağız!” Bu sohbeti yaptığımız esnada, Çatalhöyük’te yapılan arkeogenetik çalışma sonucunda, medeniyetin ana erkil yapıya dayandığına dair haberler geliyordu.
SENE 1962 – “Ankara’da halamla”
TASARIM, SANAT VE MİMARİ…
Bugünün en popüler arkeolojik keşif alanı Göbeklitepe… Neden? Başgelen: “Neolitik Çağ ile ilgili birçok bilgiyi tamamen değiştirdi. İnsanlık tarihinin bilinmeyen, etkileyici bir süreciyle karşı karşıyayız. Bu dönemde böyle yapılar, tasarım, sanat ve mühendislik yapılabilmiş olmaları oldukça şaşırtıcı. Göbeklitepe kültürü yerleşimlerindeki buluntular, insanoğlunun soyutlama yeteneğinin öncüsü eserler olarak öne çıkıyor…”
SENE 1976 – Üniversiteye giriş
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




