İlk vücut sanatı uygulamalarının tarih düşündüğümüzden çok daha yaygın olduğu keşfedildi ve bu dövmeler tarihçiler için atalarımızı anlamanın taze yollarını açıyor.
Detaylar haberimizde…
Dövmelerin, tarih boyunca grup kimliğini oluşturmak, geçiş ritüellerini işaretlemek ve manevi güç belirtmek konusunda yardımcı olduğu görüşünde olan Aaron Deter-Wolf, meslektaşlarının dövme konusundaki küçümseyici tutumlarına meydan okumak amacıyla, arkeolojik kaynaklarda dövme aletlerini en iyi şekilde nasıl sınıflandırabileceğini araştırmaya başladı.
Bunu yapmak zor çünkü bir kazı alanından elde edilen bir sivri alet, cilde mürekkep sürme amacıyla kullanılabilir veya düz bir alet ya da dikiş iğnesi olabilir. Peki, aradaki farkı nasıl tespit edebiliriz?
Deter-Wolf, benzer ilgi alanlarına sahip diğer arkeologları ve araştırmacıları bir araya getirerek çalışmaya başladı ve birlikte, on yıl boyunca yapılan çeşitli deneyler başlattılar; bunlardan bazıları resmi ve kontrollü, diğerleri ise daha doğaçlamaydı. Her deney için, eski toplumların kullanabileceği malzemelerle dövme iğneleri üretildi: tüy gövdeleri, geyik kemikleri, balık dişleri, kaktüs dikenleri ve mastodon dişi parçaları. Modern dövme mürekkebinin yanı sıra, çoğu eski kültürde muhtemel olarak kullanılan kömür içi ve su karışımını da uyguladılar. Daha sonra bu aletleri gönüllüler ve domuz derisi üzerinde deneyerek kullanıldı; ayrıca aletleri kendi ciltlerinde de denediler.
Aaron Deter-Wolf: “Tüyün gerçekten çok yumuşak olduğu ortaya çıktı; adeta keçeli kalemle dövme yapıyor gibiydik.” açıklamasında bulundu.
Diş denemesi başarısız oldu. Ancak diken ve kemik aletler oldukça olumlu sonuç verdi; kemiğin gözenekli yapısı, mürekkebi etkili bir şekilde tutabiliyordu. Deter-Wolf ve ekibi bazı aletleri mikroskop altında incelediklerinde, belirgin aşınma kalıpları tespit ettiler: Dövme, aletlerin uçlarını köreltip yumuşadığı ve içine küçük kömür parçaları sıkıştığını gösterdi. Bugün yayınlanan bu bulgular, arkeologların eski dövme iğnelerini ayırt etmelerine yardımcı oluyor.
Ancak binlerce yıl öncesine ait yöntemlerle ilgili bazı içgörüler yalnızca eski bedenlerden elde edilebilir. 1991 yılında Alpler’de keşfedilen 5.300 yıllık Buz Adam Ötzi buna örnek olarak gösterilebilir. Vücudunda bulunan 61 çizgi ve haçı inceleyen araştırmacılar, başlangıçta Ötzi’nin dövmelerinin, derisinin keskin taşlarla kesilmesi ve sonrasında yaralara bir maddeden sürülmesi yoluyla yapıldığını ileri sürdü. On yıllar sonra Deter-Wolf, Grönland kökenli geleneksel bir İnuit dövme ustası Maya Sialuk Koch Madsen ve o dönem Yeni Zelanda’da yaşayan bir dövme sanatçısı Daniel Riday ile iş birliği yaparak bu teorinin test edileceği bir deney tasarladı.
Riday, iğne batırma ve dilim-ovma gibi sekiz teknik uygulayarak, sol uyluğuna üst üste dizilmiş üçgen motiflerden oluşan sekiz benzer dövme yaptı. Her birinin iyileşme süresi ve çektiği acıyı kaydetti. Çalışma, zaman ve acının eşit dağıtılmadığına rağmen, zorlu bir 12 saat sürdü. Bazı yöntemler yalnızca dakikalar sürdü. Koch Madsen’in rehberliğinde kullanılan bir İnuit tekniği, mürekkebe batırılmış iplik ile cildin “dikilmesini” içeriyordu ve üç zahmetli saat sürdü. Riday, sonrasında uyluğunun İsviçre peynirine benzediğini belirtti.
Ötzi’nin Dövmeleri
Deter-Wolf daha sonra Ötzi’nin dövmelerinin büyütülmüş görüntülerini Riday’ın dövmeleri ile karşılaştırdı. Riday’ın dövmelerinde, dilim-ovma yönteminin etkisiyle ortaya çıkan çizgisel parçaların ince şeritler halinde inceldiğini gözlemledi. İğne batırma yöntemiyle yapılan dövme ise, Ötzi’ninki gibi yuvarlak ve könt uçlara sahipti. Deter-Wolf, Buz Adam’ın dövmelerinin kesimle değil, iğnelerle dikkatlice yapıldığı yönünde bir sonuca vardı. Bu çalışma, Ötzi’nin kültürüne ışık tutmakta ve farklı dövme uygulamalarının mikroskopik görüntülerine dair ilk referans setini oluşturmakta; bu referans seti günümüzde arkeologlar tarafından diğer mumyalardaki dövmeleri analiz etmek için kullanılmaktadır.
Deter-Wolf’un kitabının ortak yazarlarından ve Missouri-St. Louis Üniversitesi’nde Mısırbilimci olan Anne Austin, dövmelerin toplumlar hakkında başka yerlerde bulunamayacak kadar ayrıntılı bilgiler sunduğunu ifade ediyor. “Cildinize yazdıklarınız, kağıda yazdıklarınızdan çok farklıdır.” Örneğin, Mısır metinleri, din adamlarının kadınların rollerine dair pek az bilgi vermektedir. Ancak Mısır mumyalarında dövme yapıldığına dair en kapsamlı kanıtlardan bazılarını bulan Austin, hiyeroglifler, müzik aletleri, yılan tanrıları ve daha fazlasını içeren 30’dan fazla dövmesi olan bir mumyayı inceledi ve bu dövmelerin bir tür rahibe işareti olduğunun altını çiziyor. Austin, mumyanın ses kutusu üzerindeki dövmelerin, kadının aktif bir konuşma ya da şarkı söyleme rolü taşıdığını ve sesinin bir kutsal güçle dolu olduğunu göstermekte olduğunu belirtiyor.
Eski mumyalardan ve aletlerden yeni bilgiler elde etmek için dövme arkeologları giderek artan ölçüde görüntüleme teknolojilerine yöneliyor. Deter-Wolf ve Kanadalı meslektaşı Benoît Robitaille yakın zamanda Peru kıyılarında bulunan dünyanın en büyük mumya koleksiyonlarından birinde gizli mürekkep araştırmak için kızılötesi kameralar kullandılar. Bazı örnekler 2.400 yıl öncesine dayanıyor ve dövmeler zamanla koyulaşmış ya da yıpranmış deri yüzünden belirsizleşmiş. Robitaille, düzendeki dini ikonografinin neredeyse iki bin yıl boyunca tutarlı kaldığını, bunun da yerel inançların işgal ve çatışma dönemlerinde bile sürdüğünü ortaya koyduğunu ifade ediyor.
Disiplinin sınırları, bu tür modern tekniklerin daha fazla müze koleksiyonuna uygulanması ile genişlenecek. Dövme konusunda bilgi sahibi yeni nesil akademisyenler, mezar ve lahitlerde nelerin saklı olduğunu yeniden değerlendirirken, atalara ait dövme tekniklerinde yerli yöneticileri ile iş birlikleri ile geçmişle güçlü bir bağ kuruyorlar. Koch Madsen, “Yerli halklar olarak bize, önce insanların olduğu ve sonra bizim olduğumuz öğretildi. Bu bilim, ikisi arasında bir köprü kuruyor, böylece atalarımızla tekrar bağlantı kurabiliyoruz.” ifadesinde bulunuyor.
Deter-Wolf ve diğer araştırmacılar, son beş yılda mumyalardaki dövmelerle ilgili “Keşif fırsatları neredeyse sınırsız gibi görünüyor.” diyerek, önceki 150 yılda belgelendiğinden daha fazla kanıt bulduklarını belirtiyor. “Elimizde inanılmaz bir veri seti var. Şimdi bununla ne yapmayı planlıyoruz?” diye soruyor.
Derleyen: Damla Şayan
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




