İsrail’in Gazze’deki operasyonları sürerken, sivillerin ölümü, hastanelerin vurulması ve insani yardımın engellenmesi tepkileri artıyor. Gazze’deki insanlık dramı tüm hızıyla sürerken, İngiltere, Kanada, Avustralya ve son olarak Portekiz, Filistin’i devlet olarak tanıdı. Ancak bu diplomatik adımlar Filistin’in meşruiyetini güçlendirse de sahadaki tablo bir türlü değişmiyor. Gazze’de insani felaket derinleşirken, evler, altyapı ve sağlık kurumları çökertilmeye devam ediyor. Yaklaşık 2,2 milyon insanın yaşadığı Gazze’de, 1,9 milyon kişi yerinden edilmiş durumda. Bölgedeki milyonlarca insan temiz su, gıda, yakıt ve elektrik gibi temel ihtiyaçlardan yoksun olarak yaşam mücadelesi veriyor.
BATI YALANI
Stratejistler ise batılı ülkelerden gelen tanıma açıklamalarının “devlet tanınması” anlamına gelmediğine dikkat çekerek, Filistin halkının yaşam hakkının halihazırda görmezden gelindiğini vurguluyor. İngiltere Başbakanlığı’nın yaptığı açıklamada bu tanımanın, “Filistin devletinin kurulması ve hayata geçirilmesi” anlamına gelmediği açıkça belirtiliyor. Bu durum, sembolik adımların ötesine geçilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

İNSANİ FELAKET
Öte yandan BM kurumları ve Filistinli sağlık otoritelerinin güncel raporları, Gazze’deki ölüm, yaralanma, yerinden edilme ve altyapı yıkımının boyutlarını ortaya koyuyor. BM verilerine göre çatışmaların başladığı 2023 Ekim’inden bu yana 60 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti, 100 binden fazlası yaralandı. On binlerce bina yerle bir edilirken, en az 70 bin konut tamamen yıkıldı. UNRWA ve OCHA’nın raporlarına göre, Gazze’nin yüzde 80’i yaşanmaz hale geldi. Temiz suya erişim yüzde 90 oranında engellenmiş durumda ve çocukların yarısından fazlası yetersiz beslenme tehlikesiyle karşı karşıya. Uzmanlara göre bu tablo, uluslararası hukuka göre savaş suçları ve insancıl hukukun ağır ihlallerine işaret eden bulguları güçlendiriyor.
PORTEKİZ’İN TUTUMU
Yaşanan insanlık dramının gölgesinde Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel’in New York’taki açıklaması ise dikkat çekti. Rangel, Portekiz’in iki devletli çözümü savunduğunu belirtti. Ancak metin aynı zamanda Hamas’ın siyaset sahnesinde rolünün reddedilmesi gerektiği çağrısını da içeriyor. Yani tanıma, Filistin’in uluslararası meşruiyetini güçlendirme niyeti taşırken, bir yandan da siyasi ve güvenlik şartları konusunda kısıtlamalar öne sürüyor. Bu tür tanımalar, teoride Filistin Yönetimi’ne uluslararası destek sağlasa da pratikte Gazze’deki kontrol ve güç boşluklarıyla ilgili somut garantiler getirmiyor.
İSPANYA’NIN TAVRI SOMUT
İspanya ise halihazırda en tutarlı söylem üreten ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Madrid yönetimi, 2024’te Filistin’i tanıyan ilk Batı Avrupa ülkelerinden biri olmuştu. Son aylarda ise İsrail’e yönelik yaptırımlar, silah ambargosu ve diplomatik kısıtlamalar ile daha sert bir tutum sergilemeye başladı. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in açıklamaları ve uygulamaya koyduğu ambargo kararları, Madrid’in “tanıma”yı yalnızca sembolik bırakmayıp pratik yaptırım ve baskı araçlarıyla desteklemeye çalıştığını gösteriyor. Bu yaklaşım, Avrupa içinde tanımanın ötesinde somut adımlar atılması gerektiğini savunan çevrelerin söylemiyle örtüşüyor.
“TANIMA YETMEZ, SOMUT ADIM GEREK”
Son gelişmeleri değerlendiren Tarih Araştırmacısı Şeref Sevimli ise şunları söylüyor:
“Portekiz ve diğer Avrupalı ülkelerin tanıma kararları, Filistin davasına uluslararası diplomatik destek sağlamada önemli bir dönüm noktası olabilir. Ancak gerçek hayatı değiştirecek olan; ateşkesin uygulanması, insani yardımların serbestçe erişmesi, güvenlik garantilerinin tesis edilmesi ve adil bir siyasi süreçtir. Bu olmazsa, tanıma listesine yeni isimler eklenmesi, içeriği boşaltılmış bir moral destekten öteye gitmez.”
Kaynak: Web Özel
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




