SON DAKİKA HABERİ: Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ülke TV’de yayınlanan EN SIRADIŞI ÖZEL programına katıldı ve gazeteci Turgay Güler’in sorularını yanıtladı. Bakan Fidan, Filistin konusundaki iki devletli çözümün gerçekleştirilmesi durumunda Türkiye’nin Gazze’de etkili bir garantör devlet olmaya hazır olduğunu açıkladı.
Bakan Fidan, Hamas ve İsrail’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze planını benimsemesinin ardından Gazze Şeridi’nde kalıcı bir ateşkes anlaşması imzalamasıyla ilgili düşüncelerini de aktardı. Fidan, İsrail’in olası bir ateşkesi ihlal etmesi ihtimaline yönelik, “İsrail’in geçmişine baktığımızda tam anlamıyla bir güven sağlamak imkânsız.” ifadesini kullandı.
MEHMETÇİK GAZZE’YE GİRECEK Mİ?
Gazze’deki ateşkesin bozulması durumunda ne olacağını, Mehmetçik’in Gazze’ye giriş yapıp yapmayacağını, Suriye’deki SDG sorununu nasıl çözeceklerini ve ABD ile ilişkilerdeki yeni adımları da Bakan Fidan açıkladı.
Bakan Fidan’ın detaylı açıklamaları şu şekildedir:
Öncelikle, bizi misafir ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Ekran başında bizleri izleyen tüm seyircilerime selamlarımı iletiyorum.
Şarm el-Şeyh’te varılan anlaşma tarihi bir öneme sahipti. Ancak, burada her şey sona ermedi; asıl süreç şimdi başlıyor. Suriye’de de benzer bir durum söz konusu. Süregelen soykırımın sona ermesi ve iki milyon insanın maruz kaldığı çaresizliğin bir an önce çözülmesi, Filistin halkının ikinci bir sürgün yaşamaması bizim önceliğimizdir.
Gazze savaşının başladığı günden bu yana Cumhurbaşkanımızın bu meseleye özel bir önem verdiğini biliyoruz; 2008’den beri bu konuda görev aldık. Burada öğrendiğimiz en kritik ders şu; kalıcı bir ateşkes sağlanmadığı sürece iki devletli çözüm mümkün olmayacaktır. Gerekeni yaparak bu savaşı durdurabiliriz fakat 5-6 yıl sonra yeni bir savaşa hazırlıklı olmalıyız.
Uluslararası topluma bu durumu sunduk ve artık son noktaya gelmemiz gerektiğini vurguladık. Bu bir çatışma değil, insani değerlerin de çatıştığı bir alan. Yaşanan bu olumsuzluklar dünyanın her köşesine ulaşıyor; siyasette ve toplumda ciddi bir negatif etki yaratıyor. İnsanlık vicdanı bu durumu taşıyamaz; eğer bu zulmü durdurmazsak daha geniş çaplı sorunlarla yüzleşeceğiz.
Şehitlerimiz, İsrail’in yıllardır yarattığı yanıltmayı yerle bir etti. Bizim sağladığımız mutabakat, insani yardımların devamı, Gazze’ye yardım girişleri ve iki devletli bir çözümün gerçekleşmesi üzerineydi.
Önemli olan, bu gerçeği hala kabul etmeyen bazı büyük Batılı ülkeler ve uluslararası topluma ulaşmaktır. Bu mesele, başkentlerimizi, toplumsal tabanımızı, siyasetimizi bozuyor. Birinci Gazze Savaşı daha küçük ölçekliydi; yıkımların boyutunu ölçmek güç ama savaşın dinamiklerini bildiğim için kameralar önünden pek çok katliamın pastamın açık olduğunu biliyorum.
Birçok masum insanın kanı, günün birinde şehitlerin kanına dönüşerek, dünyada haksızlığa uğrayanlar için bir umut kaynağı oldu.
Aslında, İsrail kendi güvenliğini sağlamak için yarattığı illüzyonun arkasında duruyor. Bu güvenlik hissi gün geçtikçe kaybolmakta ve bu durum, ahlaki açıdan iyi bir gösterge değil. Biz, öncelikle Cumhurbaşkanımız ile birlikte yoğun bir mücadele içerisine girdik. Bu stratejiyi belirlerken, Müslüman ülkelerin dayanışmasının ve uluslararası topluma bu durumu aktarmanın gerekliliğini gördük.
‘CUMHURBAŞKANIMIZIN LİDERLİĞİNİN ETKİSİ DİĞER ÜLKELERİ DESTEKLENMESİNE NEDEN OLDU’
Bu mesele, ABD, İsrail ve dört Arap ülkesiyle yürütülen bir konu idi. Savaş başlayınca, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çerçevesinde Müslüman ülkelerin topraklarını koruyan bir biçimde birlikte hareket etme kararı aldık. Cumhurbaşkanımızın New York’ta sekiz liderle bir araya gelmesi ve Trump’la görüşmesi, bu süreçte atılan önemli bir adımdı.
Kendi sorunlarımızı sahiplenirsek, samimi bir şekilde etki yaratabiliriz. Cumhurbaşkanımızın bugüne kadar ortaya koyduğu liderlik, diğer ülkeleri bir araya getirmekte önemli bir rol oynamaktadır.
Her türlü olumsuz ve olumlu senaryoya hazırlıklıyız; bu mesele, toplam anlamda çözülme hedefinden ziyade, hazırlıklı olmanın önemini belirtmektedir. Fakat İsrail’in geçmişine baktığımızda tam anlamıyla güven sağlamak zor. Bazı önemli çalışmalar yapılmalı. Şu ana kadar oynadığımız rol arabuluculuk olduğu gibi Filistin davasına olan destek ve samimiyetimizi bu süreçte etkili bir biçimde kullanmaya devam ediyoruz. ABD’nin, İsrail üzerindeki etkisini bu aşamada kullanmamız gerekti. Öncelikle ABD ile Müslüman ülkelerin bir anlaşmaya varması elzemdi.
Mevcut ateşkes anlaşmasından sonra bazı operasyonel sorunlar yaşandığı için bu durumu düzeltmek için bir görev gücü oluşturulması gerekti. Orada bazı arkadaşlarımız görev almaktadır. Ancak yapısal bir dönüşüm söz konusu değil. Trump’ın barış planında tanımlanan görevlere dair tartışmalar sürmektedir.
‘İKİ DEVLET ÇÖZÜMÜ HAYATA GEÇERSE BİZ BURADA FİİLİ GARANTÖR OLMAYA HAZIRIZ, BUNU HER DEVLET YAPAMAZ’
Bizim verdiğimiz mesaj şu; Cumhurbaşkanımızın garantörlük yetkisi doğrultusunda, Filistinlilerin de kabul edeceği bir durumun oluşması halinde biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız. İki devletli çözüm gerçekleşirse, biz burada fiili garantör olma sorumluluğunu üstlenmeye hazırız. Bu meseleyi üstlenmek her devletin harcı değil. Yeter ki, 1967 sınırlarına dayalı bir devlet kurulsun.
Burada asıl savaş değil, tam anlamıyla bir katliam ve soykırım söz konusu. Yeni bir savaş başlatılacak değil, mevcut durum bir soykırım. Uluslararası topluluğun bunu fark etmesi gerekiyor. İsrail’in son dönemlerde gündeme getirdiği en büyük sorunda rehinelerle ilgili meselelerdir. Filistin halkını aç bırakmaya asla gerek yok. Hâlâ devam eden saldırılar mevcut; sistem çökmüş durumda. Dünya, Filistin devletini tanımaya başladı, eğer saldırılar devam ederse bu sadece İsrail’in değil, tüm dünyanın çöküşü demek.
Bu uygulamalar soykırımdır. Kim yaparsa yapsın, kime olursa olsun, biz buna karşı duruyoruz. Batılı güçler ise bu durumu görmezden geliyor.
‘Bu SEL SİYASİ OLARAK HER ŞEYİ GÖTÜRÜR’
Biz, tepkileri organize etmekle meşgulüz. Şu anda en büyük görevimiz her şeyi haşır neşir etmek. İnsanların Filistin meselesindeki tüm dramın ve zulmün hayatlarıyla karşılaştırıldığını görmeli. Avrupa başkentlerinde protesto yapan gruplar, kendi hayatındaki başka sorunları bu meselelerle ilişkilendiriyorlar. Bu sadece bir Filistin meselesi değil; Filistin burada çok kuvvetli bir ateşleyici rol oynamaktadır. Bu sel siyasi alanda her şeyi sarar.
Eğer bu durum Türkiye’ye bırakılmış olsaydı, 6 Şubat Depremi sonrası ortaya koyduğu kısa süre içerisindeki çabayı tüm dünyaya gösterdi. Ancak bu durum yaşanmamalıydı ama ne yazık ki yaşandı. Gazze’nin yeniden inşası için yükümlülük almak isteyen ülkelerle bir rol dağılımı ve masraf paylaşımına ihtiyaç var.
Ateşkes devam ederse, yapılacak olan donörler konferansı ile bir şekillenme söz konusu olabilir. Öncelikle kaynakların sağlanması gerekmektedir. Dünya Bankası ve diğer ülkelerce yapılan maliyet analizleri mevcut. Tazminat konusu gündeme gelebilir. Bu aşamada bunu Uluslararası Adalet Divanı’na taşımak gerekebilir. Tazminat sürecinin biraz zaman alabileceğini biliyoruz ama Gazze’nin hızla ayağa kaldırılması lazım. Türkiye, Gazze’nin yeniden inşası için Cumhurbaşkanımızın talimatı doğrultusunda elinden gelenin en iyisini yapmaya hazırdır.
Fakat her şeyden önce, ateşkesin devam etmesi ve bozulmayacağına dair bir güvence sağlanması gerekiyor.
‘CUMHURBAŞKANIMIZ BÖLGEYE YENİ BİR KAVRAM GETİRDİ’
Körfez’de Türkiye ile diğer İslam ülkeleri arasındaki ilişkileri zedelemek için çeşitli çabalar gösterilmiştir. Suriye’de de benzer bir hedef izlenmiştir. Cumhurbaşkanımız, bölgeye rekabetten çok iş birliğini getirerek yeni bir kavram oluşturmuştur. Türk veya Arap egemenliği derdi olmadan, bu coğrafyada yeterli kaynak, insan gücü ve maddi imkân mevcuttur; sadece stratejik yönelim ve liderlik gerekmektedir. Türkiye, gücünü tam tersi bir şekilde iş birliği için kullanmaktadır. Bu çağrılara devam edilmelidir; Arap ülkeleri ile Suriye’de iyi ilişkilerimiz var ve eğer pozitif bir tutumla yaklaşılırsa olumlu sonuçlar alınabilir; aksi takdirde, kaos ve terörle karşılaşmak olasıdır.
ŞARA-PUTİN ZİRVESİ
Bu süreçte olması gereken bir diyalog zemini olduğu açıktır. Gerçek devlet adamlarında böyle bir olgunluk mevcuttur. Taraflar, çatışma esnasında bile iletişim kurmakta. Ahmed Şara ve ekibi, Rusya’nın Esad’ı desteklediği dönemlerde karşı tarafla savaşıyordu ama Rusya, yeni gerçekliği kabul ederek iletişim kurma çağrısı yaptı. Şara, bunun bir gerçek olduğunu kabul ederek gidip konuştu.
Biz de bin yıllık devlet tecrübemizi bu süreçte aktarma çabasındayız. Rusya ve Suriye’nin duruşunu takdir etmek gerekir. En önemli olan diyalog kapısını açık tutmaktır. Suriye ile sürekli temas halindeyiz; saatlerce toplantılar yapıyoruz. Dün, takip ettiğimiz bazı önemli konular hakkında kapsamlı bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Arkadaşlarımız ve bakanlarımız sürekli olarak iletişim halindeler.
‘SURİYE MESELESİ BİZİM İÇİN BİRİNCİL GÜVENLİK MESELESİ, İSRAİL’E MESAJIMIZ ÇOK NET’
İşler iyi giderken Lazkiye’de aniden bir ayaklanma çıktı ve güneyde Süveyda’da olaylar yaşandı. YPG, bu durumu frenlemeye çalıştı ve kurumsal yapı inşası ile ülke normalleşmesi faaliyetleri duraklama noktasına geldi. Şimdi bu kriz alanlarının etkin yönetilmesi gerekiyor; burada önemli mesafeler kat edildiği de aşikar. İsrail’in yayılmacı stratejisinin Suriye üzerinden devam etme riskini göz önünde bulundurmalıyız. Bu durumu ABD’lilerle de görüştük. İsrail’in korktuğu şey, komşu ülkeleri zayıf ve bölünmüş bırakarak kendi güvenliğini sağlamasıdır ve bu son derece tehlikeli bir stratejidir. Bunun Mısır, Ürdün ve Lübnan’da nasıl sonuçlandığını biliyoruz. Bizim perspektifimiz, bu durumu stratejik bir çerçevede değerlendirmektir; Suriye sorunu bizim birincil güvenlik meselesidir. Orada meydana gelen her şey, ülkemizin toprak bütünlüğü ve vatandaşlarımızın can güvenliği ile alakalıdır. Bizim mesajımız son derece nettir.
‘Bunlar Sünni Arap Müslümanlar, niyetlerini okuyabiliyoruz. Bu yüzden, ben şimdiden bunların boyutlarını böleyim ve parçalayayım’ şeklinde tehlikeli bir güvenlik politikası izlemek son derece risklidir.
‘GERİ DÖNEN SURİYELİ SIĞINMACI 500 BİNE YAKIN’
Geri dönen Suriyeli sığınmacılarla ilgili net bir rakam verememekle birlikte, geri dönmesi beklenen mülteci sayısının 500 bine yakın olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu öneriler, sınırdan dönenler üzerinden değerlendiriliyor; Suriye’ye diğer ülkelerden dönüş yapanlar da var. Ürdün, Irak, Lübnan ve Mısır’daki Suriyelilerin geri dönüşleri de önemli. Orada istikrar ve güven sağlandıkça, bu nüfusun geri dönmesi devam etmekte. Bu dönüş, fabrika ve bürokrasi gibi birçok alanda bizim için kritik öneme sahiptir.
‘YPG’NİN BU İŞGALCİ VE SÖMÜRGECİ TAVRININ BİR AN ÖNCE ORTADAN KALKMASI GEREKİYOR’
10 Mart mutabakatının uygulanması, tüm bu meseleleri kapsıyor. Nüfusu Arap olan bölgelerden YPG’nin derhal çekilmesi birinci önceliğimizdir. Herkes, bu sorunların çözüleceğini beklemekte. Aksi takdirde ciddi çatışmalar yaşanabilir. YPG’nin Arap bölgelerinden çekilmesi şarttır. Şu an bazı görüşmeler devam etmekte ancak ileride durumu netleştirmeyi bekliyoruz. Özellikle silahlı unsurların entegrasyonuyla alakalı durum ise hala belirsizliğini koruyor. YPG’nin aşırı tutumunu bir kenara bırakması gerekiyor.
‘YPG, TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜVENLİĞİ İÇİN TEHDİT OLAN UNSURLARDAN VAZGEÇTİĞİNE İLİŞKİN BİR DEKLARASYONDA BULUNMUŞ DEĞİL’
Mutabakatın sağlanmaması durumunda, Suriye ile iş birliği içerisindeyiz. Amerikalı dostlarımızla da görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Kimlerin rasyonel veya gayri rasyonel olduğunun ve neyi isteyip istemediğinin farkına varabiliyoruz. Biz bunu sürekli ifade ettik; bu bizim milli güvenliğimizle doğrudan ilgili bir mesele. YPG henüz Türkiye’nin milli güvenliği için tehdit olan unsurlardan vazgeçmesine dair net bir deklarasyonda bulunmadı. Oradaki Türkiye, Irak ve İran kökenli PKK unsurlarından nasıl kurtulunacağına yönelik bir yol haritası sunmamıştır. Türkiye’ye yönelik tüneller, füze sistemleri gibi unsurların ortadan kaldırılması için de henüz bir çalışma yapılmamıştır.
Trump yönetimi, Suriye koordine olarak Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı atadı. Bu, Türkiye’nin bölgeye olan yaklaşımının önemi açısından büyük bir adım. Trump yönetimi, Suriye’deki duruma daha önce olduğu gibi yeniden bir yaklaşım benimseme çabasında. Bu sebeple, bizim ortaya koyduğumuz yapıcı tutum oldukça mühim. Ancak, bu süreçte insanların kimlik, eşitlik gibi kavramlarla hassasiyetlerimize de dikkat edilmesi gerekmektedir. Ne Kürtlerin, ne Türklerin, ne Arapların, ne Şii’lerin, ne Sünni’lerin hakları ihlal edilmemelidir. Bizim asıl meselemiz, bu grupların Türkiye’ye zarar vermemesidir. Bu sebeple, YPG’nin bu unsurlardan arınmasını talep ediyoruz. Daha sonra ne isterse, o yapabilir.
‘TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR BÜNYE, BU VİRÜS SİZE GİRDİMİ KALDIRAMAZSINIZ’
Kategorik olarak bir düşmanla ya da sevgi ile değil; Türkiye’nin karşı karşıya olduğu zor bir mücadele var ve bu mücadeleyi devam ettirmek zorundayım. Bu durumu geleceğe bırakmam mümkün değil. ‘Oradan bir kriz çıkacak, başka bir şey olacak. Beni daha önce kullanan ülkeler şimdi başka bir şekilde kullanacak mı?’ bu kurguyla artık gidilecek bir yer yok. Bu durum, Kürtlere büyük zarar verecek.250; uluslararası sistemdeki bazı emperyal güçlerin işbirlikçisi durumuna düşürülecek olan bir zihin yapısına sahip olmak; bu hiçbir aziz millete yakışmaz. Bu oyun, aslında Türkiye’ye karşı kurulmuş olsa dahi, en az etkilenen Türkiye oldu. En çok etkilenenler, bu virüsü taşıyan ülkeler olup, Türkiye güçlü bir yapıya sahiptir. Sürekli zayıf duruma düşürecek bir şey yok. Bunu Türklerin üzerinden atmak, uluslararası desteği sağlayabilmek önemli.
Türkiye, Rusya-Ukrayna bağlamında katkı vermeye devam edebilir. Üçlü zirve gerçekleşti; burada bazı somut adımlar atıldı, esir değişimleri gerçekleşti, yaralılar bulundu, birçok konuda ilerleme kaydedildi. Ancak henüz atılmamış adımlar var. Taraflar, nihai ateşkes için neye ihtiyaçları olduğunu tartıştılar, dolaylı veya doğrudan bunu ifade ettiler. Liderler birbirlerine, karşılarındaki niyetleri anladıkça, senaryolarına göre hareket ettiler. Bu da, daha fazla saldırı anlamına gelir; bu durumda daha imha edici bir savaşla karşı karşıya kalma riskimiz artmaktadır.
‘CUMHURBAŞKANIMIZ TRUMP İLE YÜRÜTTÜĞÜ İLİŞKİDE BİRİNCİ GÜNDEM MADDESİ YAPTI’
Bu üç tur görüşme, gerçekten büyük bir rol oynadı. Gelen heyetlerin kompozisyonu çok önemli; her bir aktör, savaşta olduğu kadar barış ortamında da sorumlu olmalıdır. Türkiye, bu konuda bir platform oluşturdu ve ev sahipliği yaptı.
‘DONBASS’TA KİLİTLENİYOR’
Alaska toplantısı gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanımız, talimatlarını sürekli olarak veriyor; hem Sayın Trump ile hem de Sayın Putin ile görüşmelerde, Rusya-Ukrayna ve Gazze meselelerini gündeme getirmekte. Bu konuları gündemde tutmaktadır. Sonrasında Suriye problemi ortaya çıkıyor; ancak Cumhurbaşkanımız, her iki konuyu birlikte yürütmekte.
BAKAN FİDAN’DAN YUNANİSTAN’A KRİTİK ÇAĞRI
Yunanistan’la olan durumu dikkatle takip ediyorum. Cumhurbaşkanımız, yıllardır yanındadır. Eğer onun karşısında aynı siyasi iradeye sahip bir muhatap bulunabilseydi… Cumhurbaşkanımız, her yeni seçilen Yunan Başkanı’na fırsat tanımaktadır. Türkiye-Yunanistan, Türkiye-Kıbrıs sorunlarını çözmek için en uygun olan kişi Cumhurbaşkanımızdır. Bu durumda Yunanlılar da, Kıbrıslılar da bunu bilmektedir. Eğer bu konuda adım atmak istiyorsanız, bu fırsattan faydalanmalısınız. Ancak Yunanistan’da iç siyasal sorunlar yüzünden, Türkiye’ye karşı bir tutum sergilemekte.
Buradan Yunanistan’a sesleniyorum; Türkler ve Yunanlar, bölgenin köklü iki halkıdır. Bu çıkmazdan bir an önce çıkmalıyız; medeni bir biçimde bir araya gelip konuşmalıyız. Eğer tehdit edici bir dil kullanırsanız, Türkiye buna çok daha güçlü bir cevap verir. Bu duruma gerek yok. Bu görülmesi gereken bir durum. Biz de Avrupalılara aynı şeyi ifade ettik; bu ülkelerin Avrupa’nın güvenliği ile bir ilgisi yok. Türkiye, 1980’lerde Yunanistan’ın NATO paktından ayrılmasını kabul etmedi; dolayısıyla Türkiye büyük bir stratejik perspektifle hareket etti. Şimdi Yunanistan’dan da benzer bir olgunluk bekliyoruz. Bu pesimist bir bakış açısıyla nereye kadar gidebilirsiniz, bu ayrı bir tartışma.
Ne Yunanistan’daki ne de Doğu Akdeniz’deki çabalar gözden kaçmıyor. Sayın Erdoğan, gelin bu meseleleri birlikte çözelim. Birbirimize tehdit üslupları kullanırsak, bunun sonu iyiye gitmez. Ben tehditten ziyade karşı tarafı gerçeklerle yüzleştirmeye davet ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti, güvenlik hassasiyeti yüksek bir devlettir. Eğer barış dilini benimsersek, bunun karşısında da olumlu yanıt alırız. Diğer türlü, başka bir dil kullanırsanız Türkiye o dille cevap verir. Ancak kötü başlangıçlar yapmayız; bizim ilk dilimiz selam dilidir.
Ege Denizi’ndeki sorun çözülemez bir sorun değildir. Ancak herkes, bu sorunu çözdüğümde siyasi gücünün elden gideceğinden korkuyor. Sorunun çözülmesine yalnızca Cumhurbaşkanımız Miçotakis döneminde fırsat verilmesini umuyoruz. Ne olursa olsun, biz devlet olarak filme dikkat ederiz; olumsuzlukları başlatacak bir hareket içinde asla olmayız, ancak cevapsız da kalamayız.
GÜNEY KIBRIS-İSRAİL PROVOKASYONLARI
Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirilmek istenen faaliyetler, dikkatle izlenmektedir. Güney Kıbrıs, Gazze’deki soykırımı destekleyen ülkelerin başında yer alıyor. Ancak Kıbrıs’tan kalkan uçakların çok sayıda Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden olduğunu geçmişte gördük. Bu sorumluluklarının altından nasıl kalkacaklarını bilmemekle beraber, bunun sonuçlarının geri dönüşü yoktur.
Karşılarındaki zihniyet ile problem olan insanlarla muhatap öne çıkmamaktadır; bu durum tehlikeli sonuçlara yol açar. Eğer dengeyi yanlış kullanılırsa, buna karşılık olarak savaş materyalleri ile geçerli olacaktır. Bunların asla bir savaş geçmişi yok. Yaptıkları şeyleri düşünmemeleri gereken, üstesinden gelemeyecekleri bir duruma direnemeyeceklerini bilmelidirler. Biz, bu durumu uluslararası birimler nezdinde ilettik; NATO ve AB’ye notlarımızı ilettik. Burada çok hain bir zihniyetin var olduğu gözükmektedir.
BAKAN FİDAN: CUMHURBAŞKANIMIZ VAZİFESİNE AŞIK BİR İNSAN
Tayyip Erdoğan, artık tüm dünyada bir marka haline geldi. Cumhurbaşkanımız, görevi gereği sürekli meşguldür; 24 saat, bütün yıl boyunca asla dinlenmeden durmaksızın çalışmaktadır. Hangi konuyu gündeme getirdiğinizde, zamanı ve sırası yoktur; kendisi bizleri arayarak iletişim kurmakta. Çoğu zaman acil durumlar için gece yarısı uyandırmak zorunda kaldığım olmuştur.
Cumhurbaşkanımız, her zaman görevine aşkla bağlı olan biridir. Yönetiminde göz önünde bulundurulması gereken faktörleri her zaman gözlemlemektedir. İstihbaratta görev alırken bile, dikkatimiz sürekli onun üzerinde olmaktadır. Bizim çalışma yöntemlerimiz, kendisine ulaşmaktır. O ise, işini yürütmeden araya giren hiçbir durumu kendi açısından önemsiz görmemektedir. Her olayda devletin bilgisi açısından küçük ya da büyük olmaksızın aynı sabırla muhatap alır, talimatını hemen verir.
Birçok insan, artık bu denli çalışan liderin rahatsız edilmesi gerektiğini düşünüyor. Geçen gece, Burhanettin Bey ile hangi konuda aramamız gerektiğini düşünüyoruz ve tekrar aradık. Cumhurbaşkanımız, görevinden asla bir taviz vermedi; vazifesine gönülden bağlı bir kişiliktir.
‘BENCE BİZİM ELİMİZDEKİ EN BÜYÜK MİLLİ GÜVENLİK ASSETİMİZ’
Herkes yaptıkları işin tanınmasını, bilinmesini istemektedir. Ancak bu hizmet, bu şekilde olmamalıdır; elinizde bulunan gençlerin böyle bir göreve hazır olmaları gerekir. İnsanların milli davanın ve milli mücadelenin ne anlama geldiğini, ne tür bir yaşam tarzı ve adanmışlık gerektirdiğini yeniden Türk strateji kültürü içerisinde canlandırabilmek, bence bizim elimizdeki en büyük milli güvenlik varlığıdır.
Türkiye’nin üstlendiği sorumluluklar hayli fazladır. Savaşlar mevcut, iç mücadeleler vardır ve bu durum daha iyi bir hale girmeyecek gibi görünüyor. Bizim, bu anormallikler arasında normal bir yaşam alanı aramamız gerekiyor. Türkiye, deniz feneri gibi yol gösterici bir rol oynamalıdır.
Ben bu süreçten keyif aldım, sizlere de teşekkür ediyorum. Bu saate kadar bizi izleyen tüm seyircilerimize teşekkür etmek istiyorum; dualarını bizden eksik etmeyin. Ülke TV izleyicilerinin dualarına ihtiyaç duyuyoruz.
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
