Türkiye’nin siyasi ikliminde inanç ve siyaset arasındaki ince çizgi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son Aşura etkinliği kararıyla yeniden tartışmaya açıldı; bu karar, toplumsal barış ve siyasi etik açısından kritik bir emsal teşkil ediyor.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, programında yer almasına rağmen İstanbul’daki Aşura etkinliğine katılmama kararı alması, Türk siyasetinde alışık olduğumuz “görünürlük” odaklı politikalardan önemli bir kopuşu simgeliyor. Kılıçdaroğlu’nun bu kararını gerekçelendirirken kullandığı “en doğru duruşun inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamak” ifadesi, sadece bir etkinlik iptali değil, aynı zamanda derin bir siyasi duruşun ilanıdır.
İnancı Siyasetten Arındırmak: İlkeli Bir Duruş mu?
Geleneksel olarak Türkiye’deki siyasi figürler, dini ve kültürel etkinlikleri kitlelerle bağ kurmak için birer fırsat olarak görürler. Ancak Kılıçdaroğlu’nun son hamlesi, bu alışkanlığın yarattığı siyasal deformasyona dikkat çekiyor. İnanç, bireyin kutsalıdır ve bu kutsalın bir seçim malzemesine dönüştürülmesi, hem inanca hem de o inancı yaşayan topluluğa yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Siyasi Etik ve Samimiyet
Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin tarafından daha önce duyurulan programını iptal ederek, popülizm yerine etik tutarlılığı tercih etmiştir. Eğer bir atmosfer, kutsal bir anmayı siyasi bir şova dönüştürme potansiyeli taşıyorsa, o alandan çekilmek pasif bir eylem değil, aksine aktif bir protestodur. Bu duruş, inanç gruplarının siyasi ajandalara alet edilmesine karşı verilmiş bir mesajdır.
Toplumsal Kutuplaşma ve Aşura Etkinliklerinin Hassasiyeti
Aşura, özellikle Caferi vatandaşlarımız ve tüm İslam dünyası için yasın, adaletin ve onurlu bir duruşun sembolüdür. Böylesine derin manevi yükü olan bir günün, güncel siyasi tartışmaların gölgesinde kalması ihtimali, Kılıçdaroğlu’nun “oluşan atmosfer” vurgusunun temelini oluşturuyor.
Aşura’nın Birleştirici Gücü vs. Ayrıştırıcı Siyaset
Siyasetçilerin her etkinliğe katılma arzusu, bazen o etkinliğin özünü zayıflatabilir. Kılıçdaroğlu’nun katılımı üzerinden yapılacak olası bir kutuplaşma veya bu katılımın bir “siyasi puan toplama” hamlesi olarak yaftalanması, Aşura’nın ruhuna zarar verebilirdi. Bu bağlamda, siyasetin gölgesini inancın üzerinden çekmek, toplumsal huzur için daha sağlıklı bir adım olarak görülebilir.
Stratejik Bir Geri Çekilme mi, Yoksa Değerler Siyaseti mi?
Eleştirmenler, bu iptalin bir kararsızlık göstergesi olduğunu savunabilir. Ancak daha derinlemesine bir bakış, bunun bir “değerler siyaseti” inşası olduğunu göstermektedir. CHP lideri, inançlar üzerinden yürütülen siyasi rekabetin toplumda yarattığı tahribatı görerek, bu oyuna dahil olmayacağını ilan etmiştir. Bu, Türkiye’nin laiklik anlayışının sadece devlet nezdinde değil, pratik siyaset düzeyinde de olgunlaşması gerektiğine dair bir işarettir.
Sonuç: İnanç Alanı Siyasetin Üstünde Kalmalıdır
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Aşura etkinliğine katılmama kararı, kısa vadeli bir siyasi kayıp gibi görünse de uzun vadede Türk siyaseti için temiz bir sayfa açma potansiyeli taşımaktadır. Özetle şu noktalar öne çıkmaktadır:
- İnanç ritüelleri, siyasi gövde gösterilerinin alanı olmamalıdır.
- Bir liderin etkinliğe katılmaması, o inanca saygısızlık değil, o inancın saflığını koruma çabası olabilir.
- Siyasi programların konjonktüre göre değil, etik ilkelere göre revize edilmesi demokratik bir olgunluktur.
Sonuç olarak, inancın siyasete malzeme edilmediği bir Türkiye ideali, tüm partilerin ve liderlerin ortak sorumluluğu olmalıdır. Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, siyasetin sınırlarını hatırlatması bakımından kıymetlidir.

Yorumlar kapalı.