
https://youtu.be/-y-C1V9H6ro?si=c4JCVkfoiqzx731N
Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının şeffaflık ve güven esasına dayalı çalışmaları, zaman zaman siyasetin sert rüzgarlarıyla karşı karşıya kalıyor; Haluk Levent ve Ahbap Derneği üzerinden yürütülen tartışmalar ise bu durumun en somut örneği haline geldi.
Gazeteci Nevşin Mengü’nü geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar, Türkiye’deki sivil toplum-siyaset ilişkisine dair derin bir tartışma başlattı. Mengü, Ahbap Derneği Başkanı Haluk Levent’in bir soruşturma sürecinde takındığı tavrı “politik bir ceket giymek” olarak nitelendirerek, sanatçının kendisini bir “mahallede” konumlandırarak sırtını sağlama almaya çalıştığını iddia etti. Bu iddia, sadece bir kişisel tercih eleştirisi değil, aynı zamanda Türkiye’deki kutuplaşmış siyaset ikliminin sivil oluşumları nasıl bir hayatta kalma stratejisine zorladığının da bir dışavurumudur.
“Mahalle” Kavramı ve Güvende Hissetme İhtiyacı
Nevşin Mengü’nün kullandığı “mahalle” metaforu, Türkiye siyasi literatüründe oldukça köklü bir yere sahiptir. Ülkedeki keskin kutuplaşma, bireyleri ve kurumları ya “iktidar” ya da “muhalefet” saflarında yer almaya zorlamaktadır. Mengü’nün ifadesine göre, Haluk Levent de bu baskıyı hissederek, olası bir hukuki veya siyasi baskıdan kurtulmak adına belirli bir kesimin desteğini alacak söylemlere yönelmiştir.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Türkiye’de tamamen bağımsız ve apolitik kalmak mümkün müdür? Özellikle deprem gibi büyük felaketlerde devlet kurumlarıyla yarışır hale gelen (veya öyle algılanan) bir derneğin, siyasi bir kalkan arayışına girmesi, Mengü’ye göre bir stratejik hamle olarak görülmektedir. Ancak bu hamle, derneğin kurulduğu günden bu yana savunduğu “herkesin yardımına koşma” ve “siyaset üstü kalma” iddiasıyla çelişebilir.
Politik Ceket: Bir Korunma Kalkanı mı, Yoksa Kimlik Kaybı mı?
Haluk Levent’in geçmişten bu yana her kesimle kurduğu diyalog, Ahbap’ın başarısının anahtarıydı. Ancak Mengü, son dönemdeki baskıların Levent’i bu denge politikasından uzaklaştırdığını savunuyor. “Sırtını sağlama almak” tabiri, aslında sivil toplumun üzerindeki otorite baskısının bir sonucudur. Eğer bir yardım kuruluşu, sadece yaptığı yardımlarla değil, hangi siyasi cenaha yakın durduğuyla değerlendiriliyorsa, orada sivil toplumun özgürlüğünden bahsetmek güçleşir.
Sivil Toplumun Siyasallaşma Riski
Ahbap Derneği’ne yönelik soruşturmalar ve ardından gelen açıklamalar, Türkiye’deki demokratik alanın daralmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bir sivil toplum lideri, hukuki bir süreçle karşılaştığında rasyonel savunma mekanizmaları yerine “politik aidiyet” üzerinden bir koruma arıyorsa, bu durum sistemin işleyişindeki bir aksaklığı gösterir.
Denetim mi, Baskı mı?
Sivil toplum kuruluşlarının denetlenmesi hukuki bir gerekliliktir. Ancak bu denetimlerin zamanlaması ve üzerine eklenen siyasi polemikler, kurumları savunma yapmaya zorlar. Haluk Levent’in bu süreçteki tavrı, Mengü’nün perspektifinden bakıldığında bir “hayatta kalma içgüdüsü” olarak okunmaktadır. Ancak bu durum, Ahbap’a gönül veren ve onu siyasetten bağımsız gördüğü için destekleyen geniş kitleler nezdinde bir hayal kırıklığı yaratma potansiyeli taşır.
Sonuç: Siyaset Üstü Kalabilmenin Zorluğu
Nevşin Mengü’nün eleştirileri, Haluk Levent özelinde olsa da aslında Türkiye’deki tüm popüler figürlerin ve sivil oluşumların ortak açmazını ortaya koymaktadır. Bir tarafta devletin denetim gücü ve siyasi baskılar, diğer tarafta ise toplumsal beklentiler bulunmaktadır. Haluk Levent’in “bir mahalleye yerleşme” çabası eğer gerçekse, bu onun bireysel tercihinden ziyade, Türkiye’deki sosyal iklimin bir zorlamasıdır.
Sonuç olarak, Ahbap ve benzeri kuruluşların en büyük gücü şeffaflıkları ve her türlü siyasi ajandadan uzak durmalarıdır. Eğer bu kuruluşlar “politik ceketler” giymeye başlarsa, toplumsal dayanışma ruhu yerini ideolojik çatışmalara bırakabilir. Mengü’nün dikkat çektiği nokta, sivil toplumun bu tehlikeli sulara girmesi konusundaki endişelerin bir yansımasıdır.

Yorumlar kapalı.