Şevval Sam’la ‘Yetenek Sizsiniz’ çekimlerinden bulduğu ilk fırsatta buluşuyoruz. Yine çok güzel ve şarkısındaki gibi kıpır kıpır, neşeli… Onun sohbetini insan hayranlıkla dinliyor. Bu sefer cam gibi mavi gözlerinin yanına çektiği kırlangıç modeli, ‘Shevy liner’ dikkatimi çekiyor. Onunla makyaj tarzından hayatına uzanan muhabbete başlıyoruz.
◊ Yeni şarkın ‘Kaçamazsın’ şahane olmuş. İnsan yerinde duramıyor dinlerken. Müziği anonim, sözleri sana ait. Neden bu şarkıyı seçtin?
Bu şarkının orijinali ilk önüme düştüğünde ne tatlı dedim, kafama takıldı, sürekli söylemeye başladım. Benim şarkılarım arabada, sofrada, televizyonda, konserde güzel gidiyor ama ben herkesin söylediğim bir şarkıyla dans etmesini çok istiyordum. Bu şarkının müziği anonim ve her şekle dönüştürülebilecek bir materyali var. Tarık Ceran bir orijinal, bir de düğünlerin after party’lerinde ya da maçlarda çalınabilecek versiyonunu, ‘karnaval remix’ olarak yaptı.
◊ Şarkıyı sana ne yazdırdı?
Aslında önce kafamda bir hikâye oluşuyor, sonra ona şarkı yazıyorum, illa yaşamam gerekmiyor. Bu şarkıda da bir dost meclisinde flört var, biri diğerini beğeniyor. Tam kur yapacak, öbürü ya elindeki telefona ya da saate bakıyor. Gidecek… Onu ikna etmeye çalışıyor. “Tut ki yollar kapalı, her yeri kar kapladı, ne yapacaksın, kalacaksın mecburen” diyor. Bunu aslında İstanbul’da karın yağdığı 20 Şubat’ta çıkaracaktık. Maalesef yangın, deprem gibi çok üzücü şeyler yaşandı. Daha sonra “Şarkımız çok yüksek enerjili, tam bir yaz şarkısı aslında” dedik ve yaralarımızı sarmaya başlamışken, yazın başında çıkarmaya karar verdik.
◊ Hiç birisine ‘Kaçamazsın’ dedin mi?
Kimsenin tepesine binen bir karakter değilim. Gitmek isteyen gider. Kimseyi zorla tutmak benim tabiatımda yok. Bir de ben kalması için gerekli bütün koşulları hazırlar, cazibe alanı yaratırım, orası ona tatlı geliyorsa, kendi kendini ikna etmesine vesile olabiliyorsam, o kişi kaçamamış olur.
◊ Sana ‘Kaçamazsın’ diyen oldu mu?
Bana da ‘Kaçamazsın’ diyen oldu. Bir kişi, o da başardı, kaçamadım (gülüyor).
◊ Yeni şarkının yanı sıra geçen sene de sanatta 30’uncu yılındı…
30 yılı geride bıraktık ve bu sene sıfırdan başladık diyelim mi Hakan, şimdi birinci yıl (gülüyor).
◊ O halde hoşgeldin… Peki, bunca sene sanat yapmak, üretmek sana neler kattı?
Ben zaten bu paketle gelmişim. Buna müteşekkirim. Bu hediyeyle gelmiş olmak bana ait ya da benim seçtiğim bir şey değil, o zaman benim bu hediyeye layık olmam lazım bakış açısıyla ilerledim. Bütün o yolculuk içinde hep önce sezgisel olarak, sonra da bilerek nahifliğimi, dürüstlüğümü kaybetmemeye çalıştım. İçimden gelmeyen, ağzıma uymayan, ruhuma yakışmayan hiçbir şeyi yapmamak için güçlü bir direnç gösterebildim. Dua ettiğim zaman “Allah’ım bana verdiklerin için sana şükürler olsun” dediğim kadar “Bana bazı şeylerden vazgeçebilme gücü verdiğin için de şükürler olsun” diyorum.
◊ Neden?
Çünkü vazgeçebilmek, insanı ilerleten bir şey. Bu noktada da sanat müthiş bir rehber. Sanat, hayatı deneyimleme sürecinde bana müthiş bir yol haritası oldu.

‘DİŞİLİĞİ SERVİS ETME EĞİLİMİNDE BİRİ OLMADIM’
◊ Şarap gibisin, her sene daha da güzelleşiyorsun. Hem çok seksi hem de çok sevimlisin. Sen aynaya baktığında hangisini kendinde daha çok görüyorsun?
O gün neye ihtiyacım varsa aynada onu görmeye çalışıyorum galiba. Ben neşenin, kahkahanın, sıcak diyaloğun da bazı insanlara seksi geldiğini düşünüyorum. Yoksa hiçbir zaman dişiliği servis etme eğiliminde olan biri olmadım. Hayatımdaki insanın o kodları okumasını daha çok tercih ederim.
◊ Bu kadar genç kalmanın sırrı ne?
Ben çok yaşa takılan biri değilim. Yaşımı sorduklarında “Hangi yaşımı soruyorsunuz” diyorum. Dünyada geçirdiğim vakit 51 sene, ruhen bazı açılardan 70’in üstünde gibi hissettiğim zamanlar oluyor ama bazen neşem, hevesim 20-25 gibi. Enerjim 30’lar. Oturmuş bazı kararlarım olduğunda 40’larda gibi de hissediyorum.
◊ Neler yapıyorsun fiziğini korumak için?
Ev yemeği çok seviyorum. Mümkün mertebe organik ve hafif besleniyorum. Yiyeceğim kadarını alıyorum. Yüz yogası yapıyorum. Bunun dersini 21 sene önce Taylandlı bir eğitmenden almıştım. O zamanlar yüz yogası fazla bilinmiyordu. Bazı konularda öngörülü olabiliyorum galiba. Dikkatimi çekti; yüz de kaslardan oluşuyor, çalıştırırsam, spor insanın bedenine nasıl iyi geliyorsa, yüz yogasıyla daha uzun idare edebilirim diye düşündüm. Botoksa karşı değilim ama bana yakışmıyor. İnsanlardaki algımı değiştirecek müdahalelere de pek sıcak bakmıyorum.
‘HAYATIMDA HEP BİR KRİZ, HEP BİR MÜCADELE VARDI’
◊ Seni en yoran ama şimdi baktığında minnetle hatırladığın bir şey var mı?
İlk sorduğunda spesifik olarak bir hikâye aklıma gelmiyor. Ama 30 yıl için şarkılarımı döktüğümde hepsinin gerisinde beni yoran, heyecanlandıran, bazen başarısız, bazen çok başarılı hissettiren bir sürü hikâye anlatabilirim. Mücadeleci bir yapım var. Tabiatım da bu olduğu için, ki şikâyet gibi algılanmasın, dramatize de etmek istemiyorum ama hayatımda hep bir kriz, hep bir mücadele vardı. Hep bir şeyin altından kalkma, hep bir çözüm bulma, hep bir şeyleri yönetme durumunda kaldım. Bunlar gücümü daha da arttırdı.
◊ Sen annenden (Leman Sam) dolayı doğuştan ünlüydün… Bu zor muydu?
Aslında ben doğduğumda annem ünlü değildi. Hayata da annemin büyük mücadeleleriyle başladık. Ben ergenliğe girmeye başladığımda birazcık toparlamıştık. Aslında 10 katı mücadeleyi annem verdi. Mesela bizim için müzik, hayatta kalma yollarından biriydi. Benim ilk işim de bir reklamdı. Biliyor musun?
◊ Yooo…
‘Dalin’ reklamı: “Anneciğim anneciğim baksana, şampuanım bitmiş alsana” şarkısı var ya, o ses bendim. 12-13 yaşlarındaydım. Kazandığım ilk paraydı ve onunla ilk spor ayakkabımı almıştım.
◊ Bunca yıl içinde büyüyen şöhretine yüklediğin anlam ne oldu?
Şöhret hedefim olmadığı için dürüstlüğümden ve samimiyetimden taviz vermeme gerek kalmadı. Olduğum gibi olmanın peşinde koştum. Benim tek sorumluluğum Şevval’i var etmekti. Kendimi var etme noktasında da bütün enerjimi ne kadar temiz tutarsam, hayat bana o kadar yardım eder diye düşündüm ve saf, gerçek enerjiye odaklandım.

‘DÜNYAYI BÖLEN BİRİ DEĞİLİM’
◊ Oynamak mı, yoksa şarkı söylemek mi ruhuna daha iyi geliyor?
Ben de tekrar tekrar bu soruyu içime soruyorum. Mesela kendime dair en majör bilgiyi ‘Yasak Elma’daki ‘Ender’ karakterinden aldım. Hiç tabiatımla alakası olmadığını düşündüğüm bir karakteri canlandırırken kendi kaynağımdan yararlanmış olmak ve içimdeki karanlık dehlizleri keşfettiğimde hem utanıp insan böyle yapar mı derken bir yandan da karanlık noktalarla yüzleşmek bana çok iyi geldi. Kendini ve hayatı keşfetme sürecinde oyunculuk çok ciddi bir yolculuk süreci. Müzikse bence sanatsal titreşimin en yüksek mertebesi. Şarkı söylemek o kadar doğal ve organikti ki nasıl kuşlar uçuyorsa ben de şarkı söylüyordum. Bir gün bazı hikâyeleri yazacağım, kitabımın ismini de zaten ‘Kuşlar Uçar Şevval Şarkı Söyler’ diye şimdiden koydum.
◊ Müziğinde çok farklı kültürlerden tınılar var. Müzikal kimliğini bir toprak olarak düşünsen, nereye ait olurdu?
Dünyaya. Çünkü ben dünyayı bölen biri değilim, dünyalıyım.
‘MAKYAJ YAPARKEN YÜZÜMLE OYNAMAYI SEVİYORUM’
◊ Sosyal medyaya bir makyaj videosu koymuşsun ve 4 milyondan fazla izlenmiş. O videoda gözlerine çift sıra eyeliner çekiyorsun. Buna da ‘Shevy liner’ dedin. Nasıl çıktı ‘Shevy liner’?
Kırlangıç en sevdiğim kuşlardan.
◊ Neden?
Narin bedeninde müthiş bir güç saklar. Kıtalararası uçar, çok dayanıklı bir hayvandır ama çok da zariftir. İlk soruna gelirsem; ben makyaj yaparken yüzümle oynamayı seviyorum, benim için tuval gibi oluyor. Eyeliner çekerken bir de üstüne çekip bir şey denemek istedim…. Ve gözümde kırlangıç kuyruğu haline dönüştü. Bunu başkası yapmış mı diye internette aradım ama yoktu. Sonra bunu sık sık yapmaya başlayınca birilerinin dikkatini çekti. Bana da kısaca ‘Şevi’ diyorlar, o sebeple ‘Shevy liner’ adını buldum.

‘OĞLUM KORUYUCU MELEĞİM OLDU’
◊ “Kaçmamamı sağlayan bir kişi oldu” dedin…
Sahne saatim geldi diye kaçarmışım şimdi.
◊ Peki, seni ne tavlar?
Böyle bir prototip yok. Ben hayatıma güvenle ilgili bir açıkla başlamış biriyim. O güveni sağlayamadığım yerden hep kaçtım belki de. Karşılıklı saygı da benim için en az sevgi ve aşk kadar önemli. Aşk çok dünyevi bir şey; kimyasal bir şeyler oluyor, gözlerin parlıyor ve sonrasında o kimya değişiyor.
◊ Annelik sana ne hissettirdi?
Anneliğin en önemli özelliği hayat rehberliği. Biraz çocuğuna alan bırakmak, onun keşfetmesine izin vermek, annemin bize yaptığı gibi. Yani ona çözüm üretmek değil de “Benim deneyimimde bunlar oldu ama senin bambaşka hikâyen var, bu anlattıklarım işine yararsa al kullan” demek. Bu da kolay bir şey değil. Çünkü en ufak bir şeyde “Eyvah, ne olacak” diyerek büyük şoklar yaşıyorsun, halbuki onların geçici olduğunu da görüyorsun. En koşulsuz sevgi evlat sevgisi olduğu için o insanın kendine de rehber oluyor. Hayatı bir de onun üzerinden güncelliyor ve bir daha keşfediyor, hatta kendini belki temize çekiyorsun. Oğlum hayatımda bilmeden koruyucu meleğim oldu.
◊ Hangi anlamda?
Yalnız olsam belki çok daha fazla savrulabilirdim. Ama onun için yaşamam gerektiğini, dikkatli olmam gerektiğini, ona olan sorumluluğumu hep kenarda kontrol mekanizması gibi bulundurdum.
‘GÜLMEYE HEPİMİZİN ÇOK İHTİYACI VAR’
◊ Bu sezon neden dizilerde yoktun?
‘Yasak Elma’daki karakter çok güçlüydü. O yüzden düz bir rol oynayacak gibi hissetmiyorum, gerçekten karakteristik bir rol olması lazım. Şimdi ‘Yetenek Sizsiniz’de jüri üyeliği yapmak hayatıma enteresan bir neşe kattı. 15 sene önce bunu yapamayacağımı düşünüyordum.
◊ Neden?
Benim kriterlerim belli değildi ki; “Birine iyi ya da kötü nasıl diyeceğim” diyordum. Şimdi de ‘Hayır’a basacaksam bile sonuna kadar karşımdakiyle empati kuruyorum. Beceriyor muyum bilmiyorum ama bir kere ora-da neşeli bir ortamımız var, gülmeye çok ihtiyacımız olan bir dönemde böyle bir program, onun bir parçası olmak bana da iyi geldi. Bazen gözümden yaş geliyor. Asla yanlış anlaşılmasını istemem, insanlarla dalga geçmek gibi bir şey değil, ama bazen insanın komiğine giden, bağlantısını kuramadığın şeyler insanı çok güldürebiliyor.
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




