
ABD’nin Venezuela’ya saldırıp saldırmayacağı, rejim değişikliği isteyip istemeyeceği, uyuşturucu taşıyan teknelere yönelik operasyonlarını sürdürüp sürdürmeyeceği veya Maduro ile bir anlaşmaya varıp varmayacağı, milyonlarca insan tarafından dikkatle takip ediliyor. New York Times ve Al Jazeera’de çıkan son analizler, Trump yönetiminin atabileceği adımları tartışarak, büyük bir askeri tırmanmanın yaratacağı tehlikelere dikkat çekti. Buna karşılık Financial Times, Trump’a diplomatik çözüm çağrısı yaparak, yaptırımların hafifletilmesi ve Maduro ile anlaşmaya varmanın en gerçekçi seçenek olduğunu yazdı.
Fakat buna rağmen “rejim değişikliği” sürekli gündemde tutuluyor. İlginç olan ise, böyle bir durumda geçiş hükümetinin başına geçmesi beklenen muhalefet lideri María Corina Machado ile ABD’nin resmî olarak neredeyse hiç temas kurmaması.
Machado’nun arkasındaki asıl gücün Netanyahu olduğu, Trump’ın ise bu oyunda stratejik ama temkinli bir pozisyon aldığı tespit edilen bir durum.
Trump’ın Maduro’yu devirmeye çalışması ihtimali hâlâ var; ancak ABD zaten Venezuela’dan istediği birçok tavizi almış durumda ve Ticaret vergileri sayesinde de Venezuela ile çalışan diğer ülkeler üzerinde baskı kurabiliyor. Yani Washington’ın pozisyonu, sandığı kadar kötü değil.
Ayrıca Trump’ın Venezuela’ya saldırması iç politikada ciddi tepki çekiyor. ABD kamuoyunun %70’i askeri operasyon istemiyor. Reuters/Ipsos anketine göre, Amerikalıların sadece %29’u “uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle kişilerin öldürülmesini” destekliyor. Bu rakamlar, Trump’ın özellikle yaklaşan ara seçimlerde kendi seçmenleri arasında risk almasını zorlaştırıyor.
Trump’ın Netanyahu ile olan ilişkisi de ciddi şekilde zarar gördü. Trump’ın tabanının büyük kısmı Gazze’nin yeniden inşasını destekliyor; Netanyahu’nun ise siyasi geleceği, çatışmayı yeniden başlatabilme kapasitesine bağlı. Bu nedenle Netanyahu, Venezuela üzerinden yeni bir koz elde etmeye çalışıyor.
Netanyahu – Trump – Muhammed bin Selman Dengesi
Trump, Gazze konusunda Netanyahu ile ters düşüyor; buna karşılık Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’la oldukça yakın bir ilişki kurdu. Kasım ortasında yapılan görüşmede, MbS’nin ABD’ye 600 milyar dolar yatırım yapması konuşuldu. Ancak MbS, İsrail’in Katar ve Filistin siyasetinden farklı bir çizgide duruyor ve olası bir anlaşmada Filistin devletinin tanınmasını şart koşuyor.
Netanyahu için bu büyük bir kısıt. Ama eğer Venezuela’da Machado iktidara gelirse, Netanyahu hem ekonomik hem jeopolitik açıdan önemli bir alan kazanmış olacak. Çünkü İsrail’in acil bir enerji sorunu var: ülkenin petrol ihtiyacının neredeyse tamamı ithal ediliyor ve tedarik kaynakları sınırlı. Suudi petrolüne erişim siyasi sebeplerle sıkıntılı; buna karşılık Venezuela’nın ağır petrolünü işleyebilen Avrupa rafinerileri hazır durumda.
Machado–Netanyahu İlişkisi
Trump’ın Machado hakkında “tanımıyorum” demesi, aslında siyasi bir soğukluk işaretiydi. Machado’nun Nobel Ödülü alması ise Trump’ı rahatsız etti; çünkü aylarca ödül istediğini açıkça dile getirmişti.
Buna karşılık Netanyahu, ödül açıklanır açıklanmaz Machado’yu aradı. Bu hareket, 2020 seçimlerinde Netanyahu’ya bağlı medya kuruluşlarının Biden’ı erken tebrik etmesini hatırlatan bir durum oldu.
Machado’nun partisi “Vente Venezuela”, Likud ile kapsamlı bir işbirliği anlaşması imzaladı. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma sözü verdi, Gazze ve İran politikalarında Netanyahu’yu açıkça destekledi. Bu nedenle Machado artık Netanyahu’nun Venezuela’daki “doğrudan adayı” sayılıyor.
Venezuela’nın açılması, İsrail’in Latin Amerika’daki ekonomik etkinliğini de artıracak ve ülkeye enerji-güvenlik alanında yeni bir kaldıraç sağlayacak.
Netanyahu’nun Üzerindeki Baskı
Gazze zulümünün sonucu Netanyahu’yu tatmin etmedi. Trump ve diğer ülkelerin baskısıyla, 17 Kasım’da BM Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen 2803 sayılı karar kapsamındaki ateşkese razı olmak zorunda kaldı.
İsrail’in yeniden Gazze’ye saldırması, çok daha ağır uluslararası yaptırımlar anlamına gelecek. Çünkü İsrail enerji açısında dışa bağımlı ve tanker rotaları oldukça hassas. Brezilya ve Rusya gibi ülkeler, siyasi baskılar nedeniyle sevkiyatları kısıtlayabilir.
Son dönemde:
Brezilya, 2025’te İsrail’e petrol sevkiyatını durdurdu.
Rusya, CPC boru hattındaki kapasiteyi %50 düşürdü.
Bu hamleler İsrail’in enerji güvenliğini ciddi biçimde zayıflattı.
ABD Donanmasının Yeniden Konuşlandırılması
ABD’nin bazı deniz kuvvetlerini Orta Doğu’dan çekip Porto Riko’ya kaydırması, iki şekilde yorumlanabilir:
- Venezuela’ya müdahale hazırlığı
-
İsrail’in bölgesel askeri manevra alanını daraltmak
Bu, tüm tarafların kendi görmek istediğini gördüğü bir “jeopolitik belirsizlik” ortamı oluşturuyor. Trump’ın açıklamaları da çelişkili: Maduro’ya tehditler savuruyor ama gerçek politikası doğrudan çatışmadan yana görünmüyor.
Maduro ise dikkat çekici şekilde Trump ile kişisel gerilim üretmekten kaçınıyor. Tersine, Trump’ı değil, yönetimdeki “kötü niyetli aktörleri” suçlayarak diplomasi kapısını açık tutuyor.
Trump ve Maduro için, kontrollü, yönetilen bir kriz her iki tarafın da işine gelebilir:
• Trump, sert görünerek seçmenini memnun eder, fakat büyük bir savaşa girmez.
Maduro, ABD’ye karşı meydan okuyan bir lider imajı kazanır ve olası bir anlaşmayı “Venezuela halkının direnişi sayesinde” bir zafer olarak sunabilir.
Netanyahu için ise durum daha farklıdır:
Onun amacı Venezuela üzerinden enerji ve jeopolitik bir koz elde edip, Gazze’deki ateşkes baskısından kurtulmaktır.
Machado da tam bu nedenle Netanyahu’nun tercih ettiği adaydır.
Selâmetle..

Yorumlar kapalı.