Üniversiteler, fikirlerin özgürce tartıştığı, farklı dünya görüşlerinin bir arada hayat bulduğu ve her şeyden önemlisi hoşgörü kültürünün yeşermesi gereken eğitim yuvalarıdır. Ancak Yeditepe Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde yaşanan son hadise, bu ideal tablonun ne kadar kırılgan olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Yeditepe Üniversitesi mezuniyet töreninde, Kur’an-ı Kerim’den bir ayetin yer aldığı pankartın bir grup öğrenci tarafından fiziki olarak engellenmesi ve bu eylemin alkışlarla desteklenmesi, sadece akademik bir ortamdaki basit bir gerginlik değil, toplumsal barış ve karşılıklı saygı zemininde ciddi bir aşınmanın göstergesidir. Üniversite yönetiminin olayla ilgili inceleme başlatması, kurumsal ciddiyetin bir gereği olsa da, asıl tartışılması gereken konu zihinlerdeki “öteki” algısıdır.
Demokratik Olgunluk ve “Öteki”nin İfadesine Tahammül
Bir toplumun demokratik olgunluğu, sadece kendi fikrini savunabilmesiyle değil, kendisinden taban tabana zıt olan fikrin (veya inancın) varlığına ne derece tahammül edebildiğiyle ölçülür. Mezuniyet töreninde açılan ve dini bir mesaj içeren pankartın önünün kapatılması, bir protesto biçiminden ziyade bir “yok sayma” ve “susturma” girişimidir.
İfade Özgürlüğü vs. Engelleme Kültürü
İfade özgürlüğü, bireyin kendi değerlerini kamusal alanda paylaşabilmesini kapsar. Eğer bir öğrenci, hayatının bu önemli dönüm noktasında kendisi için kutsal olan bir metni paylaşmak istiyorsa, bu onun ifade alanıdır. Bu eylemin önüne geçmek, üstelik bunu kitleler halinde alkışlayarak meşrulaştırmaya çalışmak, akademik özgürlük ve birlikte yaşama kültürüyle bağdaşmaz. Özgürlük, sadece bizimle aynı düşünenler için talep ettiğimiz bir hak olduğunda, o artık bir hak değil, bir imtiyaz haline gelir.
Üniversitelerin Evrensel Misyonu
Üniversiteler, toplumun mikro kozmosudur. Farklı inançların, ideolojilerin ve yaşam tarzlarının çatışmadan ziyade bir zenginlik olarak görülmesi gereken yerlerdir. Yeditepe Üniversitesi’nde yaşanan bu olay, kutuplaşma ikliminin ne yazık ki yükseköğretim seviyesindeki gençler arasına kadar sızdığını göstermektedir. Bir kutsal metne karşı gösterilen bu refleks, sadece dini değerlere bir saldırı değil, aynı zamanda üniversitenin çoğulcu yapısına vurulmuş bir darbedir.
Kurumsal Sorumluluk: İnceleme Neyi Hedeflemeli?
Yeditepe Üniversitesi yönetiminin olaydan hemen sonra gerekli incelemenin başlatıldığını duyurması, toplumsal infialin yatıştırılması ve kurumsal ilkelerin korunması adına atılmış doğru bir adımdır. Ancak bu inceleme sadece disiplin yönetmeliği üzerinden yürütülen bir süreç olarak kalmamalıdır.
Sadece Ceza Değil, Farkındalık
Üniversite, bu olay üzerinden öğrencilerine hoşgörü ve nezaket dersi vermelidir. Bir fikri beğenmemek veya bir inancı paylaşmamak, o fikrin veya inancın görünürlüğünü fiziksel olarak engelleme hakkı tanımaz. İnceleme süreci, bu ayrımın netleşmesini sağlamalı ve akademik ortamın güvenliğini, saygınlığını ve kapsayıcılığını yeniden tesis etmelidir.
Kutuplaşmaya Karşı Ortak Duruş
Olayın alkışlarla desteklenmesi, toplumsal bir histerinin yansımasıdır. Gençlerin, farklı değerlere sahip arkadaşlarıyla kurdukları bağı, bir pankart üzerinden koparmaları üzücüdür. Üniversite yönetimi, bu olayın ardından sadece faillere yönelik değil, tüm kampüs iklimine yönelik yapıcı ve birleştirici bir dil geliştirmelidir.
Sonuç: Ortak Değerlerde Buluşma Zorunluluğu
Yeditepe Üniversitesi’nde yaşanan bu olay, Türkiye’nin son yıllarda en çok ihtiyaç duyduğu “karşılıklı saygı” ilkesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Mezuniyet törenleri, ayrışmanın değil, ortak bir başarının kutlandığı anlar olmalıdır. Kutsal değerlere yönelik bu tür engelleyici tavırlar, toplumun sinir uçlarına dokunmakta ve bir arada yaşama iradesini zayıflatmaktadır.
Özetle; ifade özgürlüğü başkasının kutsalını susturma hakkı vermez. Üniversiteler, her türlü fikrin saygı çerçevesinde barınabildiği sığınaklar olmalıdır. Yeditepe Üniversitesi’nin başlattığı inceleme, umuyoruz ki sadece hukuki bir prosedür olarak kalmaz, aynı zamanda hoşgörü kültürünün yeniden inşası için bir milat olur. Geleceğin liderleri ve profesyonelleri olacak gençlerin, “farklılığa tahammül” yerine “farklılığa saygı” bilinciyle yetişmesi, güçlü bir toplumsal yapının tek anahtarıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
