Uluslararası kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, modern dünyanın insan hakları tarihindeki en kapsamlı hukuki belgelerinden biridir. Çekya hükümetinin ve parlamentosunun bu sözleşmeyi onaylamama yönündeki eğilimi, sadece orta Avrupa siyasetini değil, aynı zamanda küresel kadın hakları mücadelesini de derinden sarsan bir gelişmedir.
Kadına yönelik şiddetin küresel bir kriz olduğu bir dönemde, bir Avrupa Birliği üyesinin böylesine kritik bir belgeden uzaklaşması, “geleneksel değerler” ile “evrensel insan hakları” arasındaki çatışmanın yeni bir perdesini aralamaktadır.
Kararın Arka Planı: Siyasi ve Toplumsal Dinamikler
Çekya’nın İstanbul Sözleşmesi’ni onaylamayı reddetmesi veya bu süreçten çekilmesi, bir gecede alınmış bir karar değildir. Bu durum, ülkede uzun süredir devam eden muhafazakar ve liberal kanat arasındaki ideolojik kutuplaşmanın bir sonucudur. Kararın arkasındaki temel itici güç, sözleşmenin içeriğinden ziyade, sözleşmenin toplumsal cinsiyet (gender) kavramına getirdiği tanımlardır.
“Toplumsal Cinsiyet” Kavramı Üzerindeki Dezenformasyon
Çekya’daki muhalif sesler, sözleşmenin “geleneksel aile yapısını bozacağını” ve “üçüncü bir cinsiyet yaratarak” toplumsal dokuya zarar vereceğini iddia etmektedir. Ancak bu iddialar, sözleşmenin hukuki metniyle bağdaşmamaktadır. Sözleşmenin asıl amacı, biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak, bireyin toplumda maruz kaldığı şiddeti engellemek ve devletlere bu konuda sorumluluk yüklemektir. Şiddetin önlenmesi gibi kutsal bir amacın, kavramsal tartışmaların gölgesinde kalması büyük bir talihsizliktir.
Siyasi Kutuplaşma ve Popülist Söylemler
Orta ve Doğu Avrupa’da yükselen popülist dalga, İstanbul Sözleşmesi’ni “Batı’nın dayattığı bir ideoloji” olarak yaftalamaktadır. Çekya hükümetinin bu konudaki tutumu, muhafazakar seçmen kitlesini konsolide etme çabası olarak okunabilir. Ne var ki, siyasi hesaplar yapılırken şiddet mağduru kadınların ve çocukların güvenliği göz ardı edilmektedir.
Sözleşmeden Çekilmenin Hukuki ve Sosyal Sonuçları
Bir devletin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi veya onu onaylamaması, o ülkede şiddetin yasallaşacağı anlamına gelmez; ancak şiddetle mücadeledeki uluslararası standartların ve denetim mekanizmalarının dışına çıkılmasına neden olur.
- Yasal Güvencelerin Zayıflaması: Sözleşme, devletlere sığınma evleri açma, ücretsiz yardım hatları kurma ve şiddet uygulayanları rehabilite etme gibi somut yükümlülükler getirir.
- Uluslararası İzolasyon: İnsan hakları karnesi zayıflayan bir ülke, AB içindeki demokratik imajına zarar verir.
- Mağdurlar İçin Umutsuzluk: Devletin bu sözleşmeden çekilmesi, şiddet mağdurlarına “yalnızsınız” mesajı verir.
GREVIO Denetiminin Eksikliği
İstanbul Sözleşmesi’nin en güçlü yanı, GREVIO adı verilen bağımsız uzmanlar kuruludur. Bu kurul, ülkeleri düzenli olarak denetler ve eksiklikleri raporlar. Çekya’nın bu mekanizmanın dışında kalması, hükümetin şiddetle mücadele politikalarının tarafsız bir gözle değerlendirilmesini engelleyecektir.
İstanbul Sözleşmesi Neden Bir Tehdit Değil, Bir Zorunluluktur?
Sözleşmeye karşı çıkanların en büyük yanılgısı, şiddetin sadece fiziksel darptan ibaret olduğunu sanmalarıdır. İstanbul Sözleşmesi; ekonomik şiddet, psikolojik baskı ve ısrarlı takip gibi modern şiddet türlerini de kapsar. Çekya gibi gelişmiş bir demokraside, bu tür koruma kalkanlarının “ideolojik” gerekçelerle reddedilmesi rasyonel bir temele dayanmamaktadır.
Kadının insan hakları, siyasi pazarlıkların konusu olamayacak kadar hayatidir. Geleneksel değerler, bir kadının kendi evinde korku içinde yaşamasına gerekçe gösterilemez. Aksine, gerçek geleneksel değerler; zayıfı korumayı ve adaleti tesis etmeyi gerektirir.
Sonuç
Çekya’nın İstanbul Sözleşmesi konusundaki bu geri adımı, sadece o ülkenin iç meselesi değil, Avrupa değerlerinin ve kadın haklarının geleceği adına endişe verici bir sinyaldir. Şiddetle mücadele, ideolojik etiketlerin ötesinde bir yaşam hakkı mücadelesidir. Çekya hükümetinin ve toplumunun, dezenformasyondan arınmış bir şekilde bu kararı yeniden değerlendirmesi; daha güvenli ve adil bir gelecek için kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki, bir toplumun medeniyet seviyesi, en korumasız bireylerine sağladığı güvenlik ve adaletle ölçülür.

Yorumlar kapalı.