DÜŞMANI GÖRDÜĞÜ YERDE DURMADAN VURUŞANLAR: ÇEPNİ BOYU
Oğuzlar’ın 24 boyu arasında öyle bir boy vardır ki, adı geçtiğinde tarih sessizleşir, kılıç sesleri yankılanır. Yirmi dördüncünün ilki değil, belki de en sessizidir. Çünkü onlar en çok savaşan, en az konuşan kahramanlardır. Adları dahi öz bir savaş emridir.
Kaşgarlı Mahmud, 1073 yılında kaleme aldığı Türk dünyasının başyapıtı Divânu Lugâti’t-Türk’te bu efsanevi boyu tek bir cümleyle özetler: “Çepni: düşmanı gördüğü yerde, durmadan vuruşan.”
Karadeniz’i Türk Yurdu Yapan Asil İrade
Anadolu’nun kapıları Türklere açıldığında, Doğu Karadeniz’in sarp dağlarını, geçit vermez vadilerini yurt kılmak hiç kolay değildi. Trabzon Rum İmparatorluğu ve bölgedeki tehditlere karşı en ön safta göğsünü siper edenler Çepniler oldu.
Onlar sadece savaşmadılar; bastıkları toprağı ihya ettiler, isim verdiler ve Karadeniz’in hırçın doğasında kök saldılar. Giresun’dan Trabzon’a, Ordu’dan Balıkesir’e kadar geniş bir coğrafyada Türk mührünü taşa, toprağa kazıdılar.
Unutulan Soyun, Unutulmayan Mirası
Bugün Şalpazarı’nın dik yamaçlarında, Beşikdüzü’nün rüzgarında, Görele ve Tirebolu’nun kıyılarında, Şebinkarahisar’da, Mazgirt’te veya Erzincan’ın yaylalarında hayatını sürdüren milyonlarca insan aynı kanı taşır. “Ben Çepni’yim ama kendi dedemin soyunu tam bilmiyorum” diyen her bir evlat için cevap aslında tarih sayfalarında gizlidir:
Çepni olmak, sadece bir boya mensup olmak değil; zorluklar karşısında geri adım atmamak, vatan bildiği toprağa ve kimliğine sımsıkı sarılmaktır.
Ecdadın İzinde Bir Asalet
Giresun’dan yükselen o içli sesin aradığı cevap, geçmişin gurur dolu mirasında saklıdır. Kendi soyunu, dedesinin adını bilmeyen her Çepni evladı bilmelidir ki; damarlarındaki asil kan, bin yıl önce Kaşgarlı Mahmud’un kalemine yön veren, dağları yurt kılan o yılmaz iradenin ta kendisidir.

Yorumlar kapalı.