Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan savunma ekseni ilk ciddi sınavıyla karşı karşıya. Husi saldırılarının ardından gözler Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na çevrilirken, üç ülke askeri koordinasyonu hızlandırma kararı aldı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın New York’taki görüşmesinde, genelkurmay başkanlarının Suudi Arabistan’a verilecek desteği ele almak üzere acil toplantı yapması için hazırlıklar görüşüldü. Uzmanlara göre ise yaşananlar yalnızca Yemen cephesiyle sınırlı değil. İran-İsrail savaşının farklı cephelere yayılması, Hürmüz ve Bab el-Mendeb’in aynı anda baskı altına girmesi bölgede çok daha büyük bir hesaplaşmanın işaretlerini veriyor.
PAKT İLK KEZ DEVREDE
Mekke Ortak Savunma Anlaşması taraflardan birine yönelik saldırının diğer ülkelere de yapılmış kabul edilmesini öngörüyor. Anlaşma aynı zamanda ortak savunma planlaması, hava savunması, elektronik harp, insansız sistemler ve savunma sanayii alanlarında daha yakın iş birliğini hedefliyor. 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapılan ilk stratejik komite toplantısında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın dışişleri ve savunma bakanları ile askeri yetkilileri aynı masaya oturdu. Suudi Arabistan’da sürekli bir genel sekreterlik kurulması kararlaştırılırken ilk genel sekreterin Pakistan’dan seçilmesi konusunda uzlaşmaya varıldı. Böylece Mekke hattı kısa sürede kalıcı bir güvenlik mekanizmasına dönüşmeye başladı.

FİDAN SİNYALİ VERMİŞTİ
Gelişmenin Ankara açısından dikkat çeken tarafı Hakan Fidan’ın yalnızca altı gün önce yaptığı açıklama. Fidan, Suudi Arabistan’ın ortaya çıkabilecek askerî ve teknik ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılanabileceğini söylemişti. Bu açıklamanın ardından genelkurmay başkanlarının toplantıya hazırlanması Türkiye’nin desteğinin özellikle hava savunması, elektronik harp, İHA tehdidine karşı sistemler ve teknik askeri yardım üzerinde yoğunlaşabileceği yorumlarını güçlendirdi. Yeni güvenlik denklemindeki en kritik ülkelerden biri ise Pakistan. İslamabad yönetimi uzun yıllardır Suudi Arabistan ordusuna eğitim ve danışmanlık desteği sağlıyor.
İKİ BOĞAZA DİKKAT
Uzmanlara göre asıl risk, Suudi Arabistan’a yönelen füze ve İHA saldırılarından çok daha geniş. İran’ın baskı kurabileceği en kritik nokta Hürmüz Boğazı olurken, Husilerin tehdit alanı Bab el-Mendeb’e uzanıyor. Arap Yarımadası’nın doğu ve batısındaki bu iki geçiş, küresel enerji ve ticaretin en kritik damarları arasında yer alıyor. Hürmüz üzerinden Basra Körfezi petrolü ve LNG sevkiyatı dünya pazarlarına çıkarken, Bab el-Mendeb Kızıldeniz ile Hint Okyanusu arasındaki bağlantıyı sağlıyor.
SUUDİLERİN B PLANI DA HEDEFTE
Riyad’ın Hürmüz riskine karşı yıllardır geliştirdiği en önemli alternatif ise ülkenin doğusundaki petrol sahalarını Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya bağlayan East-West boru hattı. Hürmüz’de kriz çıkması halinde Suudi petrolünün batıya taşınarak Kızıldeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılması planlanıyor. Ancak son Husi saldırılarında Yanbu’nun da hedefler arasına girmesi bu hesabı daha kritik hale getirdi. Güvenlik uzmanlarına göre Hürmüz ile birlikte Kızıldeniz çıkışının da baskı altına girmesi, Suudi Arabistan açısından en tehlikeli senaryolardan biri. Böyle bir tabloda ülkenin hem doğu hem de batı enerji çıkışları aynı anda tehdit altında kalabilir.
KONTROLLÜ KAOS UYARISI
Bölgedeki gelişmeleri değerlendiren bazı güvenlik analistleri ise İran ile İsrail arasında devam eden savaşta yeni bir “kontrollü kaos” dönemine girildiğine dikkat çekiyor. İsrail açısından da Husi cephesi karmaşık bir tablo oluşturuyor. Tel Aviv yönetimi İran bağlantılı silahlı yapıların zayıflatılmasını güvenlik politikasının önemli unsurlarından biri olarak görüyor. Ancak Yemen’de doğrudan ve uzun süreli yeni bir cephe açılması İsrail ordusu açısından ek askeri yük anlamına geliyor. Jeostrateji Uzmanı-Araştırmacı Dr. AHmet Uslu ise; “Washington’ın bölgedeki yeni savaşlara doğrudan dahil olmak istememesi Riyad yönetimini alternatif güvenlik modellerine yöneltti. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan hattının önemi burada artıyor. Türkiye güçlü savunma sanayi ve askeri teknolojisiyle, Pakistan büyük ordusu ve uzun yıllara dayanan Körfez tecrübesiyle, Suudi Arabistan ise mali kaynakları ile yeni yapının üç ana ayağını oluşturuyor” diyor.
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
