Narsisistik kişilik bozukluğu, kişinin kendisine yönelik aşırı bir hayranlıkla beraber, derin bir kırılganlık taşımadığı karmaşık bir psikolojik durumdur. Peki, bu durum tedavi edilebilir mi? Detaylar haberimizde… Narsistik kişilik bozukluğu olan bireyler, küçümsendiklerini veya eleştirildiklerini hissettiklerinde, bu durum onların kırılgan veya abartılı özsaygılarını tehdit eder ve öz imajlarını koruma çabasıyla saldırgan bir tepki vermelerine neden olur. Böyle bir davranışla karşılaşıldığında, insanlar genellikle narsisistten değişim talep etmektedirler.
Patolojik Narsisizm Alternatifleri Nelerdir?
Ancak bazen etkiler sadece başkaları üzerinde değil, narsisistin kendisi üzerinde de görülebilir. Narsisistler, muhtemelen insanları uzaklaştıran davranışları nedeniyle reddedilmiş hissetmeye daha yatkın olabilirler. Peki, narsisistler, psikolojik müdahalelerle değişebilir mi? Öncelikle, narsisizmi psikolojik açıdan anlamak faydalıdır. Genellikle yüceltilmiş ve savunmasız olmak üzere iki tür narsisizm bulunmaktadır. Yüceltici narsisistler kendilerini başkalarından üstün görme eğilimindeyken, savunmasız narsisistler eleştirilere karşı oldukça hassas olma eğilimindedir. Her iki durumda da narsisistler kibirli ve benmerkezci davranışlar sergileyebilir. Bu özellikler fazla etkili hale geldiğinde, kişiler narsisistik kişilik bozukluğu (NPD) veya patolojik narsisizm teşhisi alabilirler.
Narsisistler, başkalarını zayıflatmak amacıyla pasif agresif davranışlar sergileyebilirler. Örneğin, bu bireyler başkalarını sosyal çevrelerinden dışlayabilir ve bir tür ceza olarak sevgi ve şefkati geri çekebilirler. Bu davranışlar bazen o kadar bariz olmayabilir. Araştırmalar, narsisistlerin sebepsiz yere bile şiddet eğilimi gösterebileceğini göstermektedir.
Patolojik Narsisizm
Narsistik Kişilik Bozukluğu (NPD) taşıyan bireyler, ömür boyu süren bir ruh sağlığı sorununa sahiptir; dolayısıyla bu bozukluğun kesin bir “tedavisi” bulunmamaktadır. Ancak araştırmalar, mevcut tedavilerin bu bozukluğun belirtilerini yönetmeye yardımcı olabileceğini ortaya koymaktadır. Narsisizmin tedavisi genellikle konuşma terapileri ile başlamaktadır. Bu, danışman ve danışanın bir araya gelip konuştuğu geleneksel bir terapötik yöntemdir. Narsisistlerle çalışırken, terapistler sıklıkla bilişsel davranışçı terapi gibi teknikler kullanarak, bireylerin yanlış veya sağlıksız düşünceleri fark etmelerine ve bunları sorgulamalarına yardımcı olmaya çalışırlar.
Bununla birlikte, 2015’te yapılan bir araştırmada, terapistlere en etkili yöntem olarak içe dönük ilişki tekniklerini tercih ettikleri bildirilmiştir. Bu metod, danışmanın yargılayıcı bir tutumdan kaçınarak, danışanın duygularını ve motivasyonlarını keşfetmesine olanak tanıyan bir ortam yaratmayı hedefler. Narsisistlerle çalışırken bu yaklaşımın önemi büyüktür çünkü bazı danışanlar, terapistin onların savunmasız olduğunu düşündüğünü varsayabilir. Savunmasızlık korkusu, danışan ile danışman arasında güvenli bir ilişki kurma konusundaki zorluklarla sıkça ilişkilidir.
Örneğin, danışan, olası bir zayıflığı kabul etmek yerine terapisti etkileme veya kendine güvenen bir imaj koruma isteği hissedebilir. Yetersizlik, utanç, suçluluk ve saldırganlık duyguları, narsisistik bireylerdeki bu savunmacılığa katkıda bulunabilir. Danışmanların, müdahalenin başarılı olabilmesi için bu engelleri tanıyıp aşmaları gerekmektedir; bu da belirli beceriler gerektirir. Narsistik bireyler tedavi aradıklarında genellikle büyüklenmeci bir tavırdan ziyade savunmasız bir durum sergilerler. Ancak bu belirtiler bir arada bulunarak, tedavi sürecinde büyüklenmeci özelliklerin gün yüzüne çıkmasını sağlamaktadır. Danışman daha sonra bu bireyde NPD belirtilerini görebilir ve danışmanlığını bu tanıya göre uyarlamaya başlayabilir.
Eğer bu engeller devam ederse, hasta tedavi süreçlerini erken sona erdirebilir. Terapinin sona erdirilmesinin birkaç nedeni olabilir. Ancak, genel olarak, terapiyi terk etme oranları %10-50 arasında değişirken, narsistik kişilik bozukluğu olan bireylerde bu oran %63-64 düzeyindedir. NPD’li bireylerin başlangıçta terapiye başvurması nadirdir; zira bu kişiler genellikle bir sorunları olduğuna inanmazlar. Bu bireyler çoğunlukla dışsal bir kriz (örneğin iş kaybı veya boşanma) ya da algılanan reddedilmeden kaynaklanan duygusal sorunlar dolayısıyla terapiste başvururlar.
Alternatifler Nelerdir?
Kişilik bozuklukları tedavisindeki yeniliklerin çoğu borderline kişilik bozukluğundan kaynaklanmaktadır ve birçok borderline kişilik bozukluğu tedavi yöntemi, narsisizm için uyarlanıp test edilmiştir. Bu yaklaşımlar, borderline kişilik bozukluğunun tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Örnek olarak diyalektik davranış terapisi, zihinselleştirme temelli terapi ve şema terapisi verilebilir. Diyalektik davranış terapisi, olumsuz düşüncelere ve yoğun duygulara meydan okurken, bireylerin kendilerini kabul etmelerine odaklanır. Zihinselleştirme temelli terapi, bireylerin düşüncelerini ve inançlarını anlamalarına ve bunları davranışlarıyla ilişkilendirmelerine yardımcı olur. Karşılaştırıldığında, şema terapisi ise bireylerin, dünyayı nasıl algıladıklarına dair sağlıksız zihinsel şablonları sorgulamalarına yardımcı olmaktadır. Örneğin, çocuklukta ihmal edilmiş olan biri, ihtiyaçlarının asla karşılanmayacağı inancına sahip bir şablon geliştirebilir. Ancak bu yaklaşımların Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NPD) için etkili olduğuna dair sınırlı bir kanıt mevcuttur.
Ayrıca, uzun süreli tedavi süreçleri ve sağlıklı bir ilişki kurmadaki zorluklar gibi içe dönük ilişki tekniklerinde karşılaşılan engeller de mevcuttur. Bu sorunlar ışığında, Nisan 2025’te psikiyatri araştırmacıları Alexa Albert ve Anthony Back, terapi seanslarında psikedelik ilaçların kullanılmasının narsisistik danışanların daha açık ve duygusal olarak alıcı olmalarına olanak tanıyabileceğini öne sürmüşlerdir. Daha yaygın olarak ecstasy olarak bilinen MDMA, empatiyi ve başkalarıyla sosyal ilişkileri geliştirebilir. MDMA destekli terapi bazı durumlarda (örneğin travma sonrası stres bozukluğu) etkili olabilmektedir; fakat ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebileceği de unutulmamalıdır. Ayrıca, terapiye ve ilaçların eklenmesine uyum geliştirmek son derece önemlidir. MDMA destekli terapide, hastanın ilacın tesiri altındayken terapistine güvenmesini sağlamak için uyum çok kritiktir. Ecstasy, Uyuşturucu Maddelerin Kötüye Kullanımı Yönetmeliği’nin 1. Maddesine tabi olduğundan, tedavi sürecinde yasal sorunlarla karşı karşıya kalınabilmektedir; bu da Birleşik Krallık’ ta söz konusu tedaviye tıbbi bir statü kazandırılmadığı anlamına gelir. Araştırmacılar, ruh sağlığı dernekleri, hastalar ve bazı milletvekilleri klinik araştırmalara izin verilmesi için 2. Çizelge’ ye dahil edilmesini talep etmişlerdir; ancak henüz herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Albert ve Back’in önerisinin teorik olduğunu belirtmek önemlidir; zira henüz hiçbir klinik deneme tamamlanmamıştır. Şu an itibarıyla terapistler, danışanlarıyla uyum içinde olabilmek ve kimyasal destek olmadan tedavi engellerini aşmak için kendi becerilerine güvenmek durumundadır. Yani, evet, narsisistler değişebilir, fakat bu süreçte terapistin dikkatli ve titiz bir yaklaşım sergilemesi gerekmekte, aynı zamanda hem danışmanın hem de danışanın sabrını artırmaya ihtiyaç vardır.
Derleyen: Damla Şayan
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




