6 Şubat depremleri sonrası Türkiye, sadece fiziki bir yıkımla değil, aynı zamanda derin bir güven kriziyle de karşı karşıya kaldı; bu süreçte Pelin Batu gibi isimlerin Haluk Levent ve AHBAP üzerinden yürüttüğü söylemler, bugün gelinen noktada toplumsal hafızada ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Afet dönemlerinde toplumun tutunacak bir dal, güvenecek bir liman araması son derece insani bir reflekstir. Ancak bu refleks, zaman zaman devletin köklü kurumlarını hiçe sayan ve bireyleri “kutsallaştıran” bir boyuta ulaştığında, uzun vadeli toplumsal zararlar kaçınılmaz hale gelir. Televizyon programcısı Pelin Batu’nun deprem sürecinde devlet kurumlarını zan altında bırakarak AHBAP’ı tek çözüm odağı olarak göstermesi, bugün Haluk Levent hakkındaki ağır iddialar ve hukuki süreçle birlikte yeniden tartışmaya açılmıştır.
Kahraman Yaratma Arzusu ve Kurumsal Güvenin Erozyonu
Pelin Batu’nun 6 Şubat sonrası yaptığı paylaşımlar, aslında o dönemde hakim olan “Devlet yok, AHBAP var” algısının bir yansımasıydı. Batu, devletin binlerce personeli ve lojistik gücüyle sahada verdiği mücadeleyi görmezden gelerek, tüm başarıyı sivil bir inisiyatife atfetmişti. Bu durum, sadece bir destek mesajı değil, aynı zamanda kurumsal güveni kasten zayıflatma çabası olarak değerlendirildi.
Bir toplumda kurumlar yerine şahıslar kahraman ilan edildiğinde, o şahısların hata yapma payı veya üzerlerindeki iddialar tüm toplumu bir hayal kırıklığına sürükler. Pelin Batu’nun keskin bir dille devlet kurumlarını eleştirip sivil yapıları hatasız ilan etmesi, bugün ortaya çıkan iddialar ışığında politik bir önyargının rasyonel mantığın önüne geçtiğini göstermektedir.
Haluk Levent Hakkındaki İddialar ve Sorumluluk Bilinci
Haluk Levent’in yardım paralarını kumarda kaybettiği iddiasıyla gözaltına alınması (veya bu iddialarla gündeme gelmesi), sadece şahsi bir mesele değildir. Bu, depremzedelerin hakkı olan, milyonlarca insanın alın teriyle biriktirip bağışladığı “emanet” paraların yönetimiyle ilgilidir. Eğer bu iddialar somut kanıtlara dayanıyorsa, Pelin Batu gibi bu yapıları “devletten daha güvenilir” ilan eden figürlerin de bir özeleştiri vermesi gerekmektedir.
Şeffaflık vs. Popülizm
Devlet kurumları (AFAD, Kızılay vb.) denetime tabi, hiyerarşik ve hesap verebilir yapılardır. Hataları olduğunda hukuk önünde ve kamuoyu vicdanında tartışılabilirler. Ancak popülizm rüzgarıyla birer “kurtarıcı” gibi sunulan figürlerin denetimi çoğu zaman sadece sosyal medya beğenilerine kalmaktadır. Pelin Batu’nun düştüğü temel hata, duygusal ve ideolojik tepkilerle hareket ederek, binlerce yıllık devlet geleneğini bir kenara itip bireysel bir popülariteyi mutlak doğru kabul etmesidir.
Devlet Kurumlarını Zan Altında Bırakmanın Bedeli
Deprem gibi büyük felaketlerde koordinasyonun tek bir merkezden yürütülmesi hayati önem taşır. Pelin Batu ve benzeri düşüncedeki isimlerin devlet kurumlarını “yok hükmünde” sayan açıklamaları, sahada çalışan binlerce isimsiz kahramanın emeğine saygısızlık olduğu gibi, toplumun devlete olan bağlılığını da zayıflatmıştır. Devlet, bir şahıs veya bir parti değildir; devlet, milletin örgütlenmiş halidir. Bu ayrımı yapamayan aydınların, kriz anlarında toplumu yanlış yönlendirmesi etik bir sorundur.
Sonuç: Duygularla Değil, İlkelerle Hareket Etme Zamanı
Sonuç olarak, Pelin Batu’nun geçmişteki keskin paylaşımları ve Haluk Levent üzerinden kurulan o “kusursuz kahraman” imajının bugün sarsılması, bizlere önemli bir ders vermektedir. Toplumsal yardımlaşma ve dayanışma ne kadar kıymetliyse, bu sürecin şeffaflık, denetim ve devlet ciddiyeti içinde yürütülmesi de o kadar elzemdir.
- Bireyler gelip geçicidir, kurumlar kalıcıdır.
- Duygusal tepkilerle devlet kurumlarını yıpratmak, afet anlarında kaosu besler.
- Bağış ve yardım süreçlerinde mutlak şeffaflık, kişisel popülariteden önce gelmelidir.
Pelin Batu ve benzeri kanaat önderlerinin, toplumu kutuplaştıran söylemlerden kaçınarak, kurumların iyileştirilmesine yönelik yapıcı eleştiriler sunması Türkiye’nin geleceği için daha sağlıklı olacaktır.

Yorumlar kapalı.