Dört yıl boyunca görece sessiz kalan Yemen cephesi, son haftalarda bir anda Ortadoğu’nun en kritik çatışma alanlarından birine dönüştü. İran’la yakın ilişkileri bulunan Husiler, Kızıldeniz kıyısında hızlı bir harekat başlatarak stratejik noktaları ele geçirdi. Bu ilerleyiş yalnızca Yemen’deki güç dengesini değiştirmedi; dünyanın en hassas deniz ticaret hatlarından birini de yeniden ateş hattına soktu. En kritik kırılma, Husilerin Moha limanı ile Bab el Mendeb Boğazı’nın ortasındaki Perim Adası’nı ele geçirmesi oldu. Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki geçişi kontrol eden bu dar bölge, Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin kilit kapılarından biri kabul ediliyor. Perim’in kontrolü, Husilere bölgeden geçen gemiler üzerinde çok daha ciddi baskı kurabilecekleri stratejik bir mevzi kazandırdı.

GERİLİM DORUĞA ÇIKTI
Husiler Riyad’a füze ve insansız hava araçları gönderirken Suudi Arabistan’ın kritik altyapısına yönelik saldırılar da yoğunlaştı. Riyad yönetimi ise Yemen’de hava operasyonlarını artırdı. Böylece yıllardır kontrollü biçimde sürdürülen gerilim yeniden doğrudan savaş ihtimaline dönüştü. Ancak cephenin arkasında çok daha önemli bir sorun bulunuyor: Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen güçlerinin parçalı yapısı. Husilere karşı savaşan hükümet cephesinde birbirinden farklı hedeflere sahip çok sayıda silahlı grup bulunuyor. Kağıt üzerinde aynı tarafta görünseler de aralarındaki güvensizlik ve komuta sorunları sahada ciddi bir zaaf yaratıyor. Nitekim Moha ve Bab el Mendeb çevresindeki çatışmalar bu sorunu açık biçimde ortaya çıkarmış vaziyette.
HUSİLER GÜÇLENİYOR
Dengenin değişmesindeki bir diğer dikkat çekici unsur ise Husilerin askeri kapasitesi. Grup gelişmiş balistik füze ve dron teknolojilerinde İran desteğine ihtiyaç duyuyor. Ancak son dönemde kendi üretim ve tedarik ağlarını geliştirdiği, bazı gelişmiş silah sistemlerinde yapay zeka dahil yeni teknolojilerden yararlandığı belirtiliyor. Bu tablo, Husilerin artık yalnızca dışarıdan silah alan klasik bir milis yapılanması olmadığını gösteriyor.
ABD ÜZERİNDE EK BASKI
İran açısından ise Yemen cephesi çok daha büyük bir hesapta kritik kaldıraç niteliğinde. Kızıldeniz’de ticaretin aksaması petrol taşımacılığını, enerji fiyatlarını ve küresel lojistiği doğrudan etkileyebilir. Husilerin baskıyı artırması aynı zamanda Washington ve Riyad üzerindeki maliyeti yükseltiyor. İran’ın bölgedeki etkisini inceleyen uzmanlara göre Tahran açısından Yemen’deki gerilim, ABD üzerinde ek baskı oluşturabilecek stratejik araçlardan biri.
SUUDİLER’İN AÇMAZI
Suudi Arabistan’ın önündeki seçenekler ise son derece sınırlı. Riyad, geçmişte Yemen’de yıllarca süren ve ağır insani sonuçlar doğuran bir askeri harekat yürüttü ancak Husileri ortadan kaldıramadı. ABD yönetiminin askeri müdahale seçeneğini masada tuttuğu, ancak doğrudan saldırı konusunda şimdilik geri adım attığı belirtiliyor. İngiltere ise Suudi savaş uçaklarına sınırlı süreyle havadan yakıt ikmali desteği sağlama kararı aldı.
KIRILGAN DENGE
Uzmanlara göre ortaya çıkan tablo, artık yalnızca Yemen savaşıyla sınırlı değil. Husilerin Bab el Mendeb’de kalıcı hakimiyet kurması halinde Kızıldeniz’den Süveyş’e uzanan ticaret koridorunda yeni ve daha kırılgan bir güvenlik dengesi oluşabilir. Petrol tankerlerinden konteyner gemilerine kadar küresel ticaretin en kritik damarlarından biri, bölgesel güç mücadelesinin doğrudan merkezine yerleşmiş durumda.
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
