
Malatya’da Kemal Özalper Ortaokulu’nda yaşanan ve 13 yaşındaki pırıl pırıl bir yavrumuzun canına kastetmeye kalkışmasıyla sonuçlanan o yürek burkan haberi okuduğumda, inanın nefesim kesildi. Bir anne olarak o an hissettiğim acı ve çaresizlik duygusu, sadece o ailenin değil, çocuğunu okula gönderen her ebeveynin ortak kâbusudur. “Bu duruma çok üzüldüm” demek yetersiz kalır; içim yandı. Gözümün önüne gelen tablo, okul koridorlarında yardım dilenen ve sesini duyuramayan küçük bir kız çocuğu ve onun zorbalıktan bunalan ruhunun son çırpınışıydı.
O BİZİM DE ÇOCUĞUMUZ
Haberde dile getirilen iddialar, ne yazık ki bu acı gerçeğin sadece yeni bir örneği olduğunu gösteriyor. Akran zorbalığı, tüm dünyada olduğu gibi bizim okullarımızda da giderek büyüyen, ancak çoğu zaman halının altına süpürülen büyük bir problem. Fakat beni bir anne olarak en derinden yaralayan kısım, çocuğun defalarca yardım istemesine rağmen okul yönetiminin ve öğretmenlerin duyarsız kalması iddiasıdır.
“Kızım bu durumu iki kez öğretmenlerine söylemiş, öğretmenler ise ‘Sen bulursun bunları’ diyerek geçiştirmişler,” diyor anne Hatice Akgün. Bu cümle, sadece ihmalin değil, aynı zamanda görevi kötüye kullanmanın da bir itirafı gibidir. Bir eğitimcinin, yardım isteyen bir öğrenciye gösterdiği bu kayıtsızlık, zorbanın eylemi kadar yıkıcıdır. Zira zorbalık, sadece yapanların değil, seyirci kalanların ve sessiz olanların da suçudur.
…
En Son Tv sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




